Dünya
-
Nerdesin oğlum böyle öğle arası mı olur!?
-
Geldim abi. Şu üretimdeki Hasan yok mu.. O lafa tuttu biraz. Ama iyi çocuk…
-
Akşama kadar bu kutuların tamamını katlayamazsak mesaiye de Hasanla kalırsınız o zaman…
-
Merak etme abi. Her türlü hallederiz.
-
Selim lan… Sen açıktan okul okuyacağım diyordun. Ne oldu o iş?
-
Vazgeçtim abi. Askerlik dışında bir faydası olmaz dediler. Ona da gittik zaten.
-
Eee…
-
Sınavları hafta sonu oluyormuş. Hem Cumartesi yapılan sınavlara gitmek dert olur hem de bir Pazar'ım var, onu da 2 sene öğrenci akbilim olsun diye feda etmeyeyim dedim. Aylık akbili şirket veriyor zaten.
-
Aklın yolu bir… Ben sana en başında dedim, s'ktir et diye...
-
Öyle de.. lise mezunuyum demek zoruma gidiyor biraz. Steinbeck’i Alman topçu sanan adamlarda diploma var, bende yok. Bir de lafı geçince otomatik olarak seni kendisinden cahil kabul ediyorlar.
-
Eee… Etsinler ne olacak. Profesör değilsin sonuçta.
-
Bilmiyorum.. ama beni rahatsız ediyor.
…
…
-
Abi.. Bak sana ne anlatacağım.
-
Anlat Selim’im… Anlat kardeşim… Anlat..
-
Abi kırılıyorum bak. Hem ne var? Zaman geçiyor. 2000 tane kutu. Nasıl bitecek yoksa? Fikirlerimi seninle paylaşmak iyi oluyor. İnsan tek başına düşününce her şey mantıklı gibi geliyor.
-
Oğlum bu kadar kitap okuyasın vardı da niye üniversite okumadın zamanında?
-
Kitap sevdiğimi bilmiyordum.
-
Nası’lan…
-
Bizim evde okuma kitabı yoktu. Dersleri sevmemiştim. Pısırık bir çocuk da olunca kimse üzerime düşmedi. Zaten etrafta başarısız olurum gibi bir hava vardı yani. Ben de kimseyi haksız çıkarmadım sanırım. Sonra 2017’de, PTT’de çalışırken Yüzüklerin Efendisi diye bir film izledim. Çok hoşuma gitti oradaki Elfler.
-
Erf ne?
-
Erf değil Elf.
….
….
-
Eee?
-
İnternetten baktım. Kitabı da varmış. Pahalıydı; ama aldım. Çok hoşuma gitti. Bir tane daha, bir tane daha derken sevdim işte. Başlarda sadece filmi olan kitapları okuyordum. Sonra her şeyi okumaya başladım. Mesela dün okuduğum kitapta adam kendine özel bir cennet tasarlıyordu. Ben de denedim ama olmadı. Aklıma sürekli güzel, havuzlu, deniz gören yazlık ev geldi. Tersini düşündüm ben de. Sana anlatmak istediğim konuyla ilgili senin de fikrin lazım.
-
Benim ne işim olur oğlum kitapla.
-
Bu işin olan kitap, hepimizin kitabı.
-
Oğlum sen bir leyla, ben bir cahil.. Hiç girme oralara.
-
O zaman sorularıma cevap ver sadece.
-
Boş ver soruyu moruyu… işimiz gücümüz var.
-
Soruyorum bak.
…
-
Abi şimdi cehenneme gidince yanacağız değil mi?
-
Yani.. benim bildiğim öyle.
-
Bir de hep yanacağız değil mi?
-
Yani.. o da öyle.
-
Dünyada büyük acılardan ne var mesela?
-
Yanık. Yanık, adamı hoplatır. Allah korusun.
-
Sadece bedensel düşünme. Duyguları filan da düşün.
-
Hmm. Vallahi dile bile zor geliyor ama evlat acısı herhalde.
-
Başka?
-
Haksızlığa uğramak da çok kötüdür. Hele ki heves bağladığında.
-
Nasıl yani?
-
İşte bir şey için uğraşırsın ya da heveslenirsin. Sonra saçma sapan işler olur.
-
Senin kesin bir şey geldi aklına?
…
-
Anlat be abi, konuşuyoruz işte.
-
….. Anlatırsam susacaksın. Söz mü?
-
Söz.
-
Başıma benzer bir iş geldi zamanında. Canımı yakmış demek ki. Sen öyle sorunca aklıma geldi…. Bundan aşağı yukarı 10 sene evvel, organize sanayide bir işe gittim. Adamlar büyük sipariş almışlar. Yoğun teslimat var. Depoda mal yükleyen adamları zehirlenmiş, yoklar. Ben o dönem boştaydım. Böyle ufak tefek iş çıktıkça gidiyordum. Büyük oğlan 6 yaşındadır en fazla. Neyse, bu işe denk geldim. Adamlar yedi günlüğüne mal yükleyecek adam arıyorlar depoya…
-
…….. Abi ne çektin sigarayı haa.
-
Çenem düştü benim de. Şunu tellendirelim bari arada.
-
Eee abi.
-
Neyse gittik, başladık. 7 gün çalışacağız. Kayıt yok, kürek yok. O zamanın parasıyla bir asgari ücret alacağız.
-
İyi paraymış.
-
Haa.. dinle bak, ne iyi para… Neyse gittik, yüklemeye başladık. 5 gün harıl harıl çalıştık. Bir de bunlar krank mili diye bir şey üretiyor. Hani bu eski kara duman çıkaran dolmuşların altında dönen bir zımbırtı yok mu?
-
Hatırladım. Gürz gibi bir şey.
-
Gürz ne lan?
-
Çekiç gibi ama kafası büyük, çıkıntılı.
-
Hah işte öyle. O malzeme, dökme metal olduğundan epey ağır oluyor. 5 gün anamız ağladı. İşten çıkıyoruz. Bir baktım gömlekliler koşturup duruyor. Tam anlamadık; ama bir haltlar olduğu belli. Neyse, diğer gün geldik. Bizim doldurup gönderdiğimiz mallarda şartname diye bir şeye aykırılık varmış. Almanlar siparişi komple iptal etmiş. Almanya’ya giden ilk partide durum anlaşılınca yoldaki ve gümrükteki mallar iade dönüyormuş. Altıncı gün depoya mal getirmediler. Zaten bir iki kişi de iyileşip döndü. Bizim yüzümüze bakan yok. Altıncı gün oturduk. Yedinci gün de oturduk. Çıkışta, ilk gün bizimle konuşan müdüre baktık, yok. Telefonunu verdiler. Diğer gün aradık. Patron ödemeleri durdurmuş. Çok sinirliymiş. Öbür hafta halledelim inşallah dedi. Öbür hafta fabrikaya çağırdılar. Küfreder gibi “iş iptal oldu, siz zaten 4 gün çalıştınız yarısını alın gidin” dediler. Kabul etmedik. Gerginlik oldu, vesaire derken.. bizi kovaladılar fabrikadan.
-
Ne kadar aldınız?
-
Alamadık.
-
Ulan abi, ne biçim adamlar var ya?
-
Oluyor böyle şeyler. Ama hakkım helal değil.
-
Abi ben de onu diyecektim aslında sana.
-
Neyi diyecektin?
-
Şimdi cehennemde yanacağız diyorduk ya?
-
Ulann.. Harbi ha.. biz onu konuşuyorduk. Eee?
-
Şimdi.. dünyada işlenen suçların hepsi ateş olarak dönecek değil mi?
-
Soğuk da varmış?
-
Olsun, o da fiziki acı. Mesela Irak işgalinde kocasının gözü önünde tecavüz edilen kadın ve kocasına kalan hisler ne olacak?
-
Oğlum! O nasıl örnek lan?!
-
………….. Evet abi fazla oldu.
-
Öyle şeyler mi olmuş?!!
-
Maalesef abi… Neyse daha basit örnekten gidelim… Senin o adamlardan mesela. Ben de sevmedim bu konuyu.
-
Bombayı bıraktın bir anda yine, ayarsız herif.
-
Pardon…. Konuya dönüyorum. Şimdi senin patron, sana o parayı verse bile zengindi değil mi?
-
Tabi lan! Zaten batmadı, etmedi. Kesin iç piyasada bir yerlere itelemiştir o malı. Eskisinden de zengin. Ayrıca patron deme şuna. Patronum değildi.
-
Peki sende durum neydi abi?
-
Nasıl yani?
-
Parayı alamayınca ne yaptın, nasıl hissettin?
-
Parayıııııııı…. Lan hatırladım bak. Dedim ya, o ara boştaydım. Birikimlerden az az götürüyorduk. Oğlan spor okuluna heves etmiş yaz için. Mahalledeki çocukların hepsi gidiyormuş. İş başlayınca çocuğa tamam demiştim. Sonra parayı alamayınca gönderemediydik. Ona çok bozulmuştum. Zaten gücüme gitmesinin sebebi de oydu. Hatırladım bak şimdi. Hanıma dedim gönderelim diye.. Kabul etmedi. Seneye gider dedi. Oğlanı durduk yere heveslendirmiştik… Lan oğlum nereden hatırlattın. Ben o gün beridir, cebime girmeyen hiçbir paraya benimdir demem mesela. Parasında değildim de; evlada yok çekmek zoruna gidiyor insanın. Hem de başkası yüzünden. Ben hakkımı savunamadım, sen de o yüzden üzülüyorsun oğlum diyemiyorsun tabi.
-
Abi örnekleri keselim bence…. Ağlamak üzereyim.
-
Sırıtma lan. Hayatta var işte bunlar. Sen kendi meselene dön.
-
Şimdi abi.. Ben diyorum ki. İnsan dirildi. Kötü olan cehenneme gitti. Bedenler tekrar verilmiş. Ateş yanmaya başladı. Yandı da yandı. Ama bence insanın en önemli özelliği alışması abi. Yoksa kimse hapiste kalamaz. Kimse fakir kalamaz. Peki insan cehennemde ateşe de alışırsa ne olacak? Yani en azından acı hafiflese? Zaten böyle diyen biri de varmış. Rabbaniymiş adı. Büyük alim. O diyormuş ki: cehennem sonsuzdur, fakat azap sonsuz değildir. Yanan, bir yerden sonra topraklaşıp kalacakmış. Benim kafama yattı abi. Bir yerden sonra hesap kapanırmış gibi geliyor, haşa.
-
Lan oğlum yavaş.
-
Pardon abi. Böyle inandığımdan değil tabi ama; ben yukarıyı merhametliyle tanıyorum ya da günahım çok olduğu için öyle tanımak istiyorum.
-
Olsun sen yine de o kadar esnek konuşma.
-
Doğru diyorsun abi. Neyse şimdi senin örneği düşünelim. Bunu yapan adam sadece yanacak mı? Sana yaşattığı pişmanlığı, çocuğun kırılan hevesini ya da yengenin “yok” demek zorunda kalırken yaşadıklarını tatmadan toprak mı olacak? Senin borcun da olabilirdi abi. Ya da onunla kira ödeyeceksindir. Ne bileyim. İki iş vardır, sen bunu seçmişsindir, diğerine gidenler paralarını almıştır. Günah, tamam. Cezası olması da tamam. Ama ben; kötülük edenin bin yıl yanmasındansa, dokuz yüz yıl yanıp, kalan sürede başkasına layık gördüğünü geceli gündüzlü yaşamasını, hatta bunu dünyada yaşamasını, yine günlük işlerini, sorumluluklarını yerine getirmek zorunda olmasını, seni, beni, o karı kocayı hissetmelerini isterdim.
-
Oğlum sen çok dolmuşsun ha.
-
Ondan değil be abi.. Düşünmezken iyi de. İnsan başlayınca duramıyor.
-
Neyse lafa dalıp işi kolayladık en azından. Baksana az kaldı.
-
Dedim ben sana.
...
...
...
-
Abi bir çay mı içsek be?
-
Yok. Ben eve geçiyorum.
-
Ne olacak be abi? Yarım saat otururuz. Sonra kaçarsın, ha?
-
Lan, yok oğlum. Zaten beynimi çorba ettin. Hem yengen yemeğe bekler. Ben gitmeden oturmazlar. Sen de bu işlere çok kafa yorma. Git biraz da başka şeyler oku. Kafayı yersin yoksa.
-
Niye yiyim abi, ne güzel anlamaya çalışıyorum.
-
Anlayıp ne yapacaksın oğlum? Bu dünyada o patron denen adamdan da var. Senden de var. Benden de var. Askerden de var. Karı kocadan da var. Hep de olur. Sen elinde olmayanla değil, olanla ilgilen. Bak, benimkiler evde bekliyor. Hayat o. Hem sen erkeksin, kurcalayıp durma. İşin basit. Aileye sahip çık, az dövüş, çok çalış.. Bu konular adamı yorduğuyla kalır.
-
Abi sen akıllı adamsın ha.
-
Tabi oğlum. Ben ilçede ortaokul birincisiydim.
-
Ciddi misin! Lisede ne oldu?
-
Gitmedim. Rahmetlinin çiçekçide çalıştım. O da battı gitti zaten.
-
Anladım abi. O zaman görüşürüz yarın. Allaha emanet.
-
Allaha emanet.
….
-
Ha Seliim? Seliiiiim!
-
Buyur Abi.
-
Yarın çift taraflı bantları unutma kardeşim.
-
Unutmam abi.

_edited_edited.jpg)





