Tayin
​
Hava yine zemheri. Artık eminim ve nedenini merak etmiyorum. Garlar, ÅŸehrin kalanından daha soÄŸuk oluyor. Vedanın çok olduÄŸu yerde hava ısınmıyor belki de... ya da kapılar çift taraflı olduÄŸu için fazla cereyan yapıyor. Bilmiyorum.
​
Tren nerede kaldı? Dört yıldır bu mahremiyet bölgesindeki tek eÄŸlencem kireç boyalı kerpiç lojman duvarlarında yürüyen karıncaları izlemek. Gaz lambasını farklı açılardan yaklaÅŸtırıp, duvardaki gölgeleri büyütüyorum. O gölgeden korkup korkmayacaklarına bakıyorum. Bazen kaçıyorlar. Korktuklarından mıdır, bilmiyorum. Karıncaların gözleri var mıydı acaba? EÄŸer yoksa, antenleri gölgeyi anlamıyor olabilir. KeÅŸke biri bana karıncaları anlatmış olsaydı. En azından üniversitede öÄŸrenmeliydik. Bize baÅŸka ÅŸeyler öÄŸrettiler. Nesil yetiÅŸtirmenin önemini anlattılar. Milli yükümlülüklerimizi anlattılar. Fakat köyde nasıl yaÅŸanır anlatmadılar. Donan çeÅŸmeleri, laftan anlamaz velileri, dedikoduları, akan damı, ayakkabısız çocukları, tarlada çalışsın hayvan gütsün diye okula gönderilmeyenleri, Türkçe dahi konuÅŸamayanları…
​
Babam köy enstitülerinden mezun bir öÄŸretmendi. İdealist cumhuriyet neslinin yarı-aydınlarından. Bizi de öyle yetiÅŸtirdi. Doktor veya bürokrat olamayacağımızı erken anladığı için doÄŸru bir kararla önce beni, sonra kardeÅŸimi öÄŸretmenliÄŸe yönlendirdi. Hasan yeni atandı sayılır. Bursa’da bir köyde. Onun keyfi yerinde. Aynı kafadan öÄŸretmen arkadaÅŸları varmış. Bir tanesi olaylar ilk baÅŸladığında mülkiyeden atılmış, sonradan öÄŸretmenlik okumuÅŸ. Örgün öÄŸretimden yasaklıymış ama "kimse sormadı, ben de söylemedim" diyormuÅŸ. Hasan, “iÅŸkenceden bir kulağı duymuyor” dedi. YaÅŸadığına dua etsin dedim. Tabi benim de burada arkadaÅŸlarım olsa fena olmazdı. 4 yıl oldu. DelirmediÄŸime ÅŸaşırıyorum bazen. Bilseydim, öÄŸretmenlik yerine baÅŸka tahsil görürdüm. Durumumuz iyidir. Åžehirde büyüdük. ÖÄŸretmen denince akla gelen; saygın, kendine yetebilen bir profil var sonuçta. Mantıklıydı. Zorlukları üzerinde çok durmadık. Babam da vazgeçeriz diye anlatmak istemedi sanırım. ÖÄŸretmen olmamızı önemsiyordu. Olduk. Ben, bugün dördüncü yılı doldurdum.
​
Aslında burada olmamam gerekiyor. Tayin zamanım geldi de geçti bile. İki sene evvel, İhtilalden dolayı tayin iÅŸlerini durdurdular. Ben de burada kaldım. Tayinler yeni yeni baÅŸlıyor. Bazen zoruma gidiyor. SevmediÄŸin bir yerde, seninle ilgisi dahi olmayan bir zaruriyetten ötürü hapsolmak büyük eziyet. Ama Kenan PaÅŸa’dan duacıyız. Åžu son beÅŸ yılı ölmeden ve öldürmeden geçirebilmek büyük baÅŸarıydı.
​
Babamın bakanlıklarda eski dostları var. Geçen yaz yardım istedim. Hayal kırıklığı ile yüzüme baktı. Bakışları ne söylediÄŸimi tekrar düÅŸünmemi istiyordu. DüÅŸündüm ve anladım. Daha doÄŸrusu hatırladım. Halis ÖÄŸretmen vardı karşımda. OÄŸlu Ali, kendisi için torpil istiyordu. Bir cumhuriyet çocuÄŸu, diÄŸer bir cumhuriyet çocuÄŸunun sırtına basıp, öne atlamak istiyordu. Hem de kendi oÄŸlu... Nerede hata yaptım der gibi bakmıştı. Babamın gözündeki hayal kırıklığı beni sinirlendirdi. “Kusuruma bakma baba. Bu ara canım biraz fazla sıkıldı. Hata ettim.” dedim ve özür diledim. Aslında içimden daha farklı cümleler kuruyordum. “Ah canım babam. Senin nesil öldü. Sokaklarda birbirini boÄŸazladı. İşkence etti. İşkence gördü. Åžimdi kendileri dahil, her ÅŸeyden utanıyorlar. Hepsi kahraman, hepsi terörist. Köy Enstitülerini de kapattılar zaten. Neden hiçbir ÅŸey olmamış gibi idealize ediyoruz ki her ÅŸeyi? Onu da geçtim, bu ölü idealizm yüzünden neden köye hapsolan ben oluyorum?”
​
Bu Allah’ın belası tren nerede kaldı. Üzerimdeki gerginlikten bir an önce kurtulmak istiyorum. Hava çok soÄŸuk. Telgraf dahil, her ÅŸey önemsiz. ÜÅŸümeyi sevmiyorum. Bana burayı hatırlatıyor ve ben hala buradayım. Zaten o yüzden tayini Adana’ya istedim. Isınmam en az birkaç yıl sürer. Adana iyi bir tercih. ÖÄŸretmen de azmış. Peki ya reddedildiyse? Hayır, hayır. Reddedilmedi. Edilemez! Ya edildiyse? Edilmedi. Benden daha az kalanlara bile tayin çıkmış, duydum. Benden kötü durumda olup, çıkmayanlar da olmuÅŸ ama…. Sen kimden yanasın? Ben bizden yanayım. Herkes tayin olmuÅŸ. Hayır, herkes olmamış. DoÄŸuda öÄŸretmen az diye tayin de az oluyormuÅŸ. Biliyorum ama ben yeterince kaldım. Ben çok kaldım…
​
Nihayet. Geliyor. Muhsin Bey’i bulayım hemen. Bu adamla hemÅŸehri çıkmamız çok iyi oldu. Telgraf treninin geliÅŸini önceden söylüyor. ÖÄŸretmen olmak istemiÅŸ, okutmamışlar. Beni hem sever hem de herkese arkadaşı olarak tanıtır. Bu sayede zamanla gar memurlarıyla samimiyetim oluÅŸtu. Annem mektup gönderdiÄŸi için buraya ara ara gelirim. Bazen okuma yazma bilmeyenlerin mektuplarını yazarım. Karşı jest olarak da çuvallar indirilir indirilmez mektup, telgraf ne varsa ilk benimki teslim edilir. Yine de evrakın listeye yazılması için bütün çuvalların sayılmasını bekliyorum. Vilayet telgrafını kaybedip müdürlerini yanlışlıkla sürdürdüklerinden beri, toplam adedi sayıp liste ile karşılaÅŸtırmadan, kendilerininkini bile ayırmak istemiyorlar.
​
....
​
Ee.. ne yapacağım ÅŸimdi. Beklerken kolaydı. Åžu an mutluluktan bir zarf uzaklıktayım. Pullu ve damgalı bir zarf. Nerede açsam acaba? Açmalıyım. Burada açmamalıyım. Açmalıyım ama burada açmamalıyım. Hem evde kahve yaparım. Taze taze, yenice aldım iÅŸte. Kahveyi demlerim, sigarayı yakarım. Telgrafı açarım. Acaba Adana’nın hangi ilçesi çıkmıştır? Okulda Çukurovalı Kemal vardı. Ortalık karışmaya baÅŸlayınca diplomayı alır almaz babasının portakal bahçelerinde çalışmak için Adana’ya döndü. Ondan yardım isterim. Namuslu çocuktur Kemal. Sahip çıkar. Zaten ben de yük olacak bir insan deÄŸilim. Sevmem. Peki ya çıkmadıysa? Çıkmıştır. Annem çok dua etti. Hem dört yıl oldu. Yeterince kaldım. Hatta çok bile kaldım. Koca devlet beni niye tutsun burada? Adana’daki çocukların da öÄŸretmene ihtiyacı var… Yok, yok.. Ben bunu evde açayım. Dört yıl oldu. Daha keyifle bir kahve içmedim o evde. Bugün içeyim. Buradan köy bir buçuk saat. Åžimdi çıksam ikindi vaktinde evdeyim. Bu tayin iÅŸi iyi oldu. İlk defa eve keyifle gidiyorum. İlk defa, eve bir an önce varıyorum. Aslında kendimi kaptırmamam lazım. Dünya hali. Ya çıkmazsa? Yok, yok. Yeterince durdum. Herkese çıktı zaten. O doÄŸudan tayin verilmeyenler de hep doÄŸulu çocuklar. Kürtçe bildiklerinden batıya tayinleri çıkmıyor. Yoksa onların da çıkar. Hem ben bazı çocuklarla konuÅŸamıyorum bile. Ne yapsın koca devlet beni burada? BoÅŸuna telaÅŸ ediyorum. Ama normaldir. İyice gerildim son zamanlarda. Telaşım bitecek. Evet bitecek. Allah’ım.. Ne olur..
​
Köy meydanıyla ev arasındaki yolu oldum olası sevmemiÅŸimdir. Okul lojmansız olunca köylüler uzakta bir barakayı eve çevirmiÅŸler. Hiçbir zaman hevesle yürümedim bu yolu ama; ÅŸu an her zamankinden uzun geliyor. Eve gitmem lazım. Önce kahve koyacağım. Bu gece huzurlu uyuyacağım. Görevimi tamamladım. Ben borcumu ödedim. Devlet niye tutsun beni burada. Hem Kürtçe de bilmiyorum..
​
Hazırım... Korkuyorum... Korkmuyorum... Niye titriyorum? Korkudan deÄŸil o. TelaÅŸtan. Tatlı bir telaÅŸ. Tatlı hissettirmiyor. Olsun. telaÅŸ iÅŸte. Güzel ÅŸeylerden önce telaÅŸ olur. Her zaman korkudan olmaz. Dur, ÅŸu sigarayı yakayım. Yarıya kadar içeyim. Biraz gevÅŸeyeyim. Hem ayaklarım da bir iki dakika ısınsın. Sigarayı yarıda küllüÄŸe koyarım. Hızlıca açarım sigara sönmeden. Elimde sigarayla okurum. Daha rahat olur. Hatta bıçakla açayım. Yırtılmasın… Bismillah.
...
...
...
Allah kahretsin… Allah kahretsin!
İsmin küfür olsun Kenan PaÅŸa. Herkese iÅŸkence ettirdin. Beni buraya hapsettin. Allah belanı versin. Herkes birbirini vurdu. Ben burada kaldım. Allah kahretsin…

_edited_edited.jpg)





