top of page
xie: to write
tayin_edited.png
5fd39694-2918-4c12-b245-113d4827b2c2_variated.png
garson_edited.jpg
hell-the-alternative-anthony-falbo.jpg
insan çağı.jpg
halısaha.jpg

Tayin

Return

Garson

Dünya

İnsan Çağı

Mevzuat

Tayin

Hava yine zemheri. Artık eminim ve nedenini merak etmiyorum. Garlar, şehrin kalanından daha soğuk oluyor. Vedanın çok olduğu yerde hava ısınmıyor belki de... ya da kapılar çift taraflı olduğu için fazla cereyan yapıyor. Bilmiyorum.

Tren nerede kaldı? Dört yıldır bu mahremiyet bölgesindeki tek eğlencem kireç boyalı kerpiç lojman duvarlarında yürüyen karıncaları izlemek. Gaz lambasını farklı açılardan yaklaştırıp, duvardaki gölgeleri büyütüyorum. O gölgeden korkup korkmayacaklarına bakıyorum. Bazen kaçıyorlar. Korktuklarından mıdır, bilmiyorum. Karıncaların gözleri var mıydı acaba? Eğer yoksa, antenleri gölgeyi anlamıyor olabilir. Keşke biri bana karıncaları anlatmış olsaydı. En azından üniversitede öğrenmeliydik. Bize başka şeyler öğrettiler. Nesil yetiştirmenin önemini anlattılar. Milli yükümlülüklerimizi anlattılar. Fakat köyde nasıl yaşanır anlatmadılar. Donan çeşmeleri, laftan anlamaz velileri, dedikoduları, akan damı, ayakkabısız çocukları, tarlada çalışsın hayvan gütsün diye okula gönderilmeyenleri, Türkçe dahi konuşamayanları…

Babam köy enstitülerinden mezun bir öğretmendi. İdealist cumhuriyet neslinin yarı-aydınlarından. Bizi de öyle yetiştirdi. Doktor veya bürokrat olamayacağımızı erken anladığı için doğru bir kararla önce beni, sonra kardeşimi öğretmenliğe yönlendirdi. Hasan yeni atandı sayılır. Bursa’da bir köyde. Onun keyfi yerinde. Aynı kafadan öğretmen arkadaşları varmış. Bir tanesi olaylar ilk başladığında mülkiyeden atılmış, sonradan öğretmenlik okumuş. Örgün öğretimden yasaklıymış ama "kimse sormadı, ben de söylemedim" diyormuş. Hasan, “işkenceden bir kulağı duymuyor” dedi. Yaşadığına dua etsin dedim. Tabi benim de burada arkadaşlarım olsa fena olmazdı. 4 yıl oldu. Delirmediğime şaşırıyorum bazen. Bilseydim, öğretmenlik yerine başka tahsil görürdüm. Durumumuz iyidir. Şehirde büyüdük. Öğretmen denince akla gelen; saygın, kendine yetebilen bir profil var sonuçta. Mantıklıydı. Zorlukları üzerinde çok durmadık. Babam da vazgeçeriz diye anlatmak istemedi sanırım. Öğretmen olmamızı önemsiyordu. Olduk. Ben, bugün dördüncü yılı doldurdum.

Aslında burada olmamam gerekiyor. Tayin zamanım geldi de geçti bile. İki sene evvel, İhtilalden dolayı tayin işlerini durdurdular. Ben de burada kaldım. Tayinler yeni yeni başlıyor. Bazen zoruma gidiyor. Sevmediğin bir yerde, seninle ilgisi dahi olmayan bir zaruriyetten ötürü hapsolmak büyük eziyet. Ama Kenan Paşa’dan duacıyız. Şu son beş yılı ölmeden ve öldürmeden geçirebilmek büyük başarıydı.

Babamın bakanlıklarda eski dostları var. Geçen yaz yardım istedim. Hayal kırıklığı ile yüzüme baktı. Bakışları ne söylediğimi tekrar düşünmemi istiyordu. Düşündüm ve anladım. Daha doğrusu hatırladım. Halis Öğretmen vardı karşımda. Oğlu Ali, kendisi için torpil istiyordu. Bir cumhuriyet çocuğu, diğer bir cumhuriyet çocuğunun sırtına basıp, öne atlamak istiyordu. Hem de kendi oğlu... Nerede hata yaptım der gibi bakmıştı. Babamın gözündeki hayal kırıklığı beni sinirlendirdi. “Kusuruma bakma baba. Bu ara canım biraz fazla sıkıldı. Hata ettim.” dedim ve özür diledim. Aslında içimden daha farklı cümleler kuruyordum. “Ah canım babam. Senin nesil öldü. Sokaklarda birbirini boğazladı. İşkence etti. İşkence gördü. Şimdi kendileri dahil, her şeyden utanıyorlar. Hepsi kahraman, hepsi terörist. Köy Enstitülerini de kapattılar zaten. Neden hiçbir şey olmamış gibi idealize ediyoruz ki her şeyi? Onu da geçtim, bu ölü idealizm yüzünden neden köye hapsolan ben oluyorum?

Bu Allah’ın belası tren nerede kaldı. Üzerimdeki gerginlikten bir an önce kurtulmak istiyorum. Hava çok soğuk. Telgraf dahil, her şey önemsiz. Üşümeyi sevmiyorum. Bana burayı hatırlatıyor ve ben hala buradayım. Zaten o yüzden tayini Adana’ya istedim. Isınmam en az birkaç yıl sürer. Adana iyi bir tercih. Öğretmen de azmış. Peki ya reddedildiyse? Hayır, hayır. Reddedilmedi. Edilemez! Ya edildiyse? Edilmedi. Benden daha az kalanlara bile tayin çıkmış, duydum. Benden kötü durumda olup, çıkmayanlar da olmuş ama…. Sen kimden yanasın? Ben bizden yanayım. Herkes tayin olmuş. Hayır, herkes olmamış. Doğuda öğretmen az diye tayin de az oluyormuş. Biliyorum ama ben yeterince kaldım. Ben çok kaldım…

Nihayet. Geliyor. Muhsin Bey’i bulayım hemen. Bu adamla hemşehri çıkmamız çok iyi oldu. Telgraf treninin gelişini önceden söylüyor. Öğretmen olmak istemiş, okutmamışlar. Beni hem sever hem de herkese arkadaşı olarak tanıtır. Bu sayede zamanla gar memurlarıyla samimiyetim oluştu. Annem mektup gönderdiği için buraya ara ara gelirim. Bazen okuma yazma bilmeyenlerin mektuplarını yazarım. Karşı jest olarak da çuvallar indirilir indirilmez mektup, telgraf ne varsa ilk benimki teslim edilir. Yine de evrakın listeye yazılması için bütün çuvalların sayılmasını bekliyorum. Vilayet telgrafını kaybedip müdürlerini yanlışlıkla sürdürdüklerinden beri, toplam adedi sayıp liste ile karşılaştırmadan, kendilerininkini bile ayırmak istemiyorlar.

....

Ee.. ne yapacağım şimdi. Beklerken kolaydı. Şu an mutluluktan bir zarf uzaklıktayım. Pullu ve damgalı bir zarf. Nerede açsam acaba? Açmalıyım. Burada açmamalıyım. Açmalıyım ama burada açmamalıyım. Hem evde kahve yaparım. Taze taze, yenice aldım işte. Kahveyi demlerim, sigarayı yakarım. Telgrafı açarım. Acaba Adana’nın hangi ilçesi çıkmıştır? Okulda Çukurovalı Kemal vardı. Ortalık karışmaya başlayınca diplomayı alır almaz babasının portakal bahçelerinde çalışmak için Adana’ya döndü. Ondan yardım isterim. Namuslu çocuktur Kemal. Sahip çıkar. Zaten ben de yük olacak bir insan değilim. Sevmem. Peki ya çıkmadıysa? Çıkmıştır. Annem çok dua etti. Hem dört yıl oldu. Yeterince kaldım. Hatta çok bile kaldım. Koca devlet beni niye tutsun burada? Adana’daki çocukların da öğretmene ihtiyacı var… Yok, yok.. Ben bunu evde açayım. Dört yıl oldu. Daha keyifle bir kahve içmedim o evde. Bugün içeyim. Buradan köy bir buçuk saat. Şimdi çıksam ikindi vaktinde evdeyim. Bu tayin işi iyi oldu. İlk defa eve keyifle gidiyorum. İlk defa, eve bir an önce varıyorum. Aslında kendimi kaptırmamam lazım. Dünya hali. Ya çıkmazsa? Yok, yok. Yeterince durdum. Herkese çıktı zaten. O doğudan tayin verilmeyenler de hep doğulu çocuklar. Kürtçe bildiklerinden batıya tayinleri çıkmıyor. Yoksa onların da çıkar. Hem ben bazı çocuklarla konuşamıyorum bile. Ne yapsın koca devlet beni burada? Boşuna telaş ediyorum. Ama normaldir. İyice gerildim son zamanlarda. Telaşım bitecek. Evet bitecek. Allah’ım.. Ne olur..

Köy meydanıyla ev arasındaki yolu oldum olası sevmemişimdir. Okul lojmansız olunca köylüler uzakta bir barakayı eve çevirmişler. Hiçbir zaman hevesle yürümedim bu yolu ama; şu an her zamankinden uzun geliyor. Eve gitmem lazım. Önce kahve koyacağım. Bu gece huzurlu uyuyacağım. Görevimi tamamladım. Ben borcumu ödedim. Devlet niye tutsun beni burada. Hem Kürtçe de bilmiyorum..

Hazırım... Korkuyorum... Korkmuyorum... Niye titriyorum? Korkudan değil o. Telaştan. Tatlı bir telaş. Tatlı hissettirmiyor. Olsun. telaş işte. Güzel şeylerden önce telaş olur. Her zaman korkudan olmaz. Dur, şu sigarayı yakayım. Yarıya kadar içeyim. Biraz gevşeyeyim. Hem ayaklarım da bir iki dakika ısınsın. Sigarayı yarıda küllüğe koyarım. Hızlıca açarım sigara sönmeden. Elimde sigarayla okurum. Daha rahat olur. Hatta bıçakla açayım. Yırtılmasın… Bismillah.

...

...

...

Allah kahretsin… Allah kahretsin!

İsmin küfür olsun Kenan Paşa. Herkese işkence ettirdin. Beni buraya hapsettin. Allah belanı versin. Herkes birbirini vurdu. Ben burada kaldım. Allah kahretsin…

bottom of page