Garson
07.30
Yine uykuyu alamadım. Hayattaki en ucuz zevkin bedeli bütün gün uykusuzluk çekmek olmamalı. İki saat oyun da oynayamayacaksak niye yaşıyoruz. Hem neden 10.00’da açıyoruz biz bu kafeyi? Zaten 11.30’a kadar bir Allah’ın kulu uÄŸramıyor. Gerçi 11.00’de açarsak metrobüs yorgunluÄŸunu atacak zaman kalmaz. Yenibosna/Altunizade. Gidilebilecek en boktan rota. Ne zaman binersen bin, ne yöne gidersen git dolu ve havasız. Yeter, Beylikdüzü’ne mi taşınıyoruz, Avcılar’a mı taşınıyoruz, bıktım artık bu iÅŸten.
​
-
Anne, Avcılar’a taşınalım.
-
Hayırdır oğlum sabah sabah?
-
Vallahi bıktım ben bu metrobüs olayından. Yani ÅŸurada 2 ay yaz tatiline geliyorum..
-
Biliyorsun oğlum durumları. Eskisi gibi değil.
-
Biliyorum annem, biliyorum. O anlamda demedim. Ama yani çalışmaya tamam da... bari yolu rahat olsaydı diye dedim.
-
Ee paÅŸam, dedik sana İstanbul’da oku diye. Burada okusan, masrafın olmazdı. Yazların da rahat geçerdi. Biliyorum, orada da çalışıyorsun sen..
-
Nereden biliyorsun?
-
BoÅŸ ver sen onu. Hadi bitir kahvaltını, geç kalacaksın.
10.30
-
Emre, ne soracağım bak sana.
-
Sor kanka.
-
Sence kafe 11.00’de açılsa daha iyi olmaz mı?
-
Ne anlamda?
-
Ne anlamı mı var oÄŸlum? Kafe diyorum, 11.00’de açılsa daha iyi olmaz mı?
-
Ha o anlamda.
-
Hasbinallah ya.
-
Benim için farketmez ama 10.30 daha iyi gibi sanki. Neden dersen, ilk müÅŸteri genelde 11.30 civarı geliyor. 10.30’da açarsak hem etraf hazır olur hem de çay, kahve demlenirken otururuz. MüÅŸteri geldiÄŸinde de yok çay demlendi mi, yok biz dinlendik mi gibi dertler yaÅŸamayız.
-
Aferin lan. Biraz avelsin ama esnek bir zihnin var senin.
-
Herhalde oÄŸlum. Emre abin zehir.
12.30
Bu saatte ne müÅŸteri oluyor ne de twit atan. BoÅŸ boÅŸ saÄŸ sol ile ilgileniyoruz. Kitap getireyim desem hem bölük pörçük okumaktan keyif almam, hem de riskli iÅŸ. Metroda kitap okuyan adamı internette İzban Kekosu diye paylaÅŸtıklarında, olay bütün ülkeye intikal etmiÅŸti. Gerek yok. Sosyal medya zaten sadece bu iÅŸe yarıyor. Zahmetsiz, kontrolsüz ve keyfi anonslar yapabildiÄŸin, bildiriler ve broÅŸürler dağıtabildiÄŸin ücretsiz, anlık intikal merkezleri. Bana da hüzünlü arka plan eÅŸliÄŸinde kitap okumaya çalışan garson tiktoku çekerler. Mevzunun önünü alamayız. Ömür boyu o garson olarak bilinirim. Ulan var ya… millet kafayı yedi ve kafayı yemenin nasıl bir ÅŸey olduÄŸunu unuttu. Kapıyı kilitleyip, anahtarı yuttu. Günde 200 kiÅŸi geliyor ama en az 1000 poz fotoÄŸraf çıkar bu mekandan. Patron duvarlara ışıklı özlü söz iÅŸini iyi akıl etti. Sonuçta artık herkes bir ÅŸeylerin baÅŸrolünde; kendi fragmanları, afiÅŸleri var. Gerçi böyle ÅŸeyler insan kendisi yaptığında kabul edilebilir görünüyor. Ama baÅŸkası yapınca absürt. Sanırım bir süredir poz vererek büyümek zorunda kalan çocuklar olarak artık büyüdük ve narsizmden habersiz narsistler olarak hayata atıldık. Benim çocuÄŸum nasıl olur acaba? Sosyal medya yasak olmalı.
12.45
-
Hesabı alabilir miyiz?
-
Tabi efendim. (Benden küçüktür kesin bunlar)
-
Ne kadar?
-
3 çay varmış. 60 TL.
-
Kart geçiyor mu?
-
Evet.
-
Ayrı ayrı alalım.
-
… Tabi. (Ayrı. Ayrı. 60 Lirayı. 3 çayı.)
-
TeÅŸekkür ederiz.
-
Rica ederim yine bekleriz.
45 dk oturdunuz. 3 çay içtiniz. 33 poz fotoÄŸraf, 4-5 stori çektiniz. %20 ÅŸarj harcadınız. ÖdeyeceÄŸiniz 60 lira para. Onu da ayrı ayrı ödüyorsunuz. Hayır para yok desen, saçlara tırnaklara binlerce lira döktükleri belli. Onu da geçtim, hangi insan ÅŸöyle hesap ödemek zorunda kalacağı bir grupla bu saatte oturup çay içme gereÄŸi duyar ki. Neyse ya bana ne.
16.00
Hah. İşte beklenen grup geldi. 4 erkek 3 kız. Hepsi güzel giyimli. Yüzler gülüyor. Kafamızı s'kecekleri, mekâna giriÅŸlerinden belli. Arkadaki dershaneden geliyorlar genelde. Zengin babaların, birinci giriÅŸinde kazanamayan “tekrar deneyiniz” çocuklarına özel premium, elit, plus, mega, özel dershane. Otoparklı, spor salonlu dershane. Garip garip tipler. Kızların geneli ya güzel ya da bakımlı. Erkeklerin çoÄŸu ya dırzo ya da sürekli pastel renkler tercih ediyor. Arası yok. Ha iyi elemanlar var gerçi ama onlar da burada olduklarına göre iyi ihtimal tembel olsalar gerek. Arada çocuklardaki rahatlığa imrenmiyor deÄŸilim tabi. Para kaygısının olmadığı bir hayat nasıl hissettiriyordur acaba. Kaybetmenin makul olduÄŸu bir düzende bir ÅŸeylerin üzerine gidebilme gücünün elinde olması, zamana yayabilme lüksü… Gerçi o zaman da nasıl motive olacaksın? Paramız olsa, herhalde üniversite filan kazanamazdım. “Kazanamazsam biterim” fikri zihnimi aÄŸaçkakan gibi gagaladığı için, zihnen en zayıf hissettiÄŸim anlarda bile bir noktaya kadar gevÅŸeyebildim. O zamanlar çok daha fazla yol teper, çalışır, fakat hiç uykusuzluk veya yorgunluk hissetmezdim. Åžimdilerde hedefsizlikten midir, yoksa annemin bir sabah: “oÄŸlum kazanmışsın” çığlığıyla aÄŸaçkakanı kovmasından mıdır bilmiyorum, çabuk yoruluyorum. Daha çok uyumak istiyorum. Daha az önemsiyorum. KeÅŸke yeni bir aÄŸaçkakanım olsa. Hem seveceÄŸim hem de becerilerimi tanıyan bir aÄŸaçkakan. İşaret parmağı, gagası yolu gösteren bir aÄŸaçkakan.
​
16.45
​
-
Birader bakar mısın?
-
Buyurun.
-
Şunun tadına bakar mısın?
-
Bir sorun mu var?
-
Yok. Sen şunun bir tadına bakar mısın?
-
DeÄŸiÅŸtirebilirim isterseniz?
-
Hayır ya! tadına bakmanı istiyorum. Ben baktım bunun tadına. Bana getiren de bakmalı ki derdimi anlasın!
-
Ben hemen deÄŸiÅŸtireyim.
-
Ya kardeş, kafan basmıyor mu? Ben ne diyorum sen ne diyorsun!
..
-
Ya tamam oğlum bırak adamı.
-
Ya Kerimcan. Uzatmasana ya off.
-
Ya Kero tamam abi, ödemeyiz hesap mesap olur biter. Kavga mı edecez mekanda. Bak kızlar var.
16.48
-
N'oldu lan?
-
Ya ÅŸu arkada bağırıp çağıran salaklar yok muydu?
-
Ee...
-
Bunlara frozen vermiÅŸtik. Metin enayisi fanın önüne koyar, serinleriz diye ayırdığımız çeÅŸme suyu buzlardan yapmış frozeni. Garip kokuyor haliyle.
-
Ee...
-
Anlatıyoruz ya işte oğlum. Ee..leyip durma.
-
…
-
İşte “bakar mısın birader” filan. Dedim, boku yedik. Ne diyecek acaba mal. Yok içer misin ÅŸunu, yer misin bunu…
-
Hahaha. Ciddi mi lan?
-
Yanındaki dangalaklar da bir triplerde, görmen lazım. Biri, yok hesap ödemeyiz. DiÄŸeri, yok sal garibanı… Neyse yan masadan bir abi araya girdi de çok uzamadı. Delikanlı adammış. Takma kafana koçum, her iÅŸte zorluk var dedi.
-
Çıkarken tip-boxta görürüz ne kadar delikanlıymış.
-
OÄŸlum bi’ciddi ol ya. Hayır böyle tiplere cevap vermenin, bunlarla kavga etmenin hiçbir ÅŸeye faydası olmayacağını biliyoruz artık; ama alttan almak da harbiden ruhumu sıkıyor. İkimiz de müÅŸteriyken yapsa ya ÅŸunu... ama yemez, benim sınırlarımı ön görüp ona göre kükrüyor lavuk…. O kadar kafan çalışıyordu da sınavı neden kazanamadın?
-
BoÅŸver kanka. Biliyorsun böyle lavukları. Geçen bana ne yaptılar gördün iÅŸte. Takma kafana. Bu tipler 200 lira hesap ödüyoruz diye saçma sapan triplere giriyor. Ama bak, bizim derdimiz baÅŸka. Burada çalışıyoruz. Harçlığımızı çıkarıyoruz. Aslan gibi Tıp, Hukuk okuyoruz. Hem de en iyilerinde. Bizim bir geleceÄŸimiz olacak. Bunların geleceÄŸi karanlık.
-
Ya bir saçmalama Emre be.. Yine gidip bunların zengin babalarından kalan hastanelerde, ofislerde çalışacağız. Hem ayrıca bu neyin motivasyonu? Atom mu parçalıyoruz, aşı mı buluyoruz. ÖÄŸrenci kalabilmek için böyle tiplerle uÄŸraşıyoruz alt tarafı. BoÅŸ boÅŸ konuÅŸma.
-
Hahaha. Senden bir bok olmaz.
-
Senden kesin olur…
19.30
​
Metrobüs… Üzerine 300 sayfa yazı yazmak istiyorum. Küfretmek, haykırmak, sevmek ve nefret etmek istiyorum. Aslında mahÅŸeri İstanbul trafiÄŸinde Robin Hood’un sırtına binmekten farksız. Son model spor arabalar bile trafikte beklerken, omuz omuza vermiÅŸ dar gelirlileri hızlıca taşıyan hayırsever bir ulaÅŸtırma ünitemiz var. Hız ve zamandan kazandırırken, orta seviye dayak ölçeÄŸinde enerji kaybına sebep oluyor. Raylı sistemden maliyetsiz ve çok daha dar alan kaplıyor. BelediyeciliÄŸin tadını damağında hissettiÄŸin, o kusursuz vatandaÅŸlık anı... Bir de ÅŸu havalandırma iÅŸini çözseler de burada endüstriyel civcivler gibi gitmesek? Dışarıdakiler de nefesin camlarda buÄŸulanıp damlalara dönüÅŸmesinde romantik hiçbir taraf olmadığını bilse... Zaten sürat dar gelirlinin neyine gerek? Zenginlik sürattir.. Hız kazandırır. 10 fakir bir araya gelse; 1 zenginin 10 yılda yaÅŸadığını, 10 ömürde yaÅŸayamaz. Tattığını tadamaz, gördüÄŸünü göremez, biriktirdiÄŸini biriktiremez. Haliyle zenginlerin dahi süratli ilerleyemediÄŸi bir trafikte fakirler hızlı gidecekse, sıkışık ve havasız apartmanlara gidecek olmanın yanında baÅŸka zorluklar da olmalı. Giderken yıpransınlar ki, eve girdiklerinde düÅŸünecek derman kalmasın. Gerisini Acun halleder zaten. Bir dakika lan… Fena teori çıkmaz buradan. Gelir adaletsizliÄŸi, metrobüs ve Acun.
(Emre T. Bir sizinle bir reels paylaştı).
İki durak kaldı. Kapıya yaklaÅŸma vakti. Daha aÅŸacak kalçalar, kasıktan, göbekten deryalar var..
Pardon.. Çok pardon.. Çok Pa.... Geçebilir miyim… Geçeb... Afed... Afedersiniz..
….
....
Hay tüküreyim. Neydi? Dar gelir, robin hood, spor araba…… Amaaan neyse.
20.00
-
Eline sağlık anacım.
-
Afiyet olsun kuzum!
-
Ee.. nasıldı bugün kafe?
-
İyi baba. Bir sıkıntı yok. Rutin. Her gün saçmalayan bir müÅŸteri çıkıyor zaten. BaÅŸlarda kafaya takıyordum ama 2 haftada alıştım.
-
Bugün?
-
Ufak bir mevzu oldu ama uzamadı. Kahvesini deÄŸiÅŸtirdik, susturdular çocuÄŸu. Kapandı gitti.
-
Aslında bunları yaşaman bir yandan iyi bir şey.
-
Nasıl yani?
-
YaÅŸlandıkça hayatındaki dallama sayısı inanılmaz artacak. Büyüdükçe daha çok susman gerekir. Mesela yetiÅŸkinliÄŸin en zor taraflarından biri susmayı becermektir.
-
Dallama sayısı niye artıyor?
-
İnsan gençken, iliÅŸkilerini dilediÄŸi gibi kurmakta ve seçmekte özgür oluyor. ArkadaÅŸ mı beÄŸenmedin? DeÄŸiÅŸtirirsin. Okul mu beÄŸenmedin? DeÄŸiÅŸtirirsin. Tembellik mi etmek istiyorsun? Edersin. Hayatındaki insanların çoÄŸunu kendin seçersin veya deÄŸiÅŸtirme ÅŸansın olur. Fakat yetiÅŸkinlik farklı. Çok fazla zorunlu iliÅŸki var. İşi, akrabası, komÅŸusu, devleti… Mesela, sen bugün resti çektin diyelim. KonuÅŸma lan it, ne zannediyorsun kendini diyip kovdun müÅŸteriyi. Bu çok basit. En azından senin yaÅŸlarında. Ama büyüdükçe iÅŸler deÄŸiÅŸiyor. Çünkü artık ailene karşı sorumlusun. Birikimlerine karşı sorumlusun. Kendine karşı sorumlusun. Dünya, her kuyruÄŸuna basıldığında sesini çıkarabileceÄŸin bir yer olmadığını için böyle ÅŸeyleri ÅŸimdiden tecrübe edip yönetebilmen, ileride hayatını kolaylaÅŸtırır.
-
Baba vallahi iyi bağladın konuyu haa.
-
Anladın deÄŸil mi? O yüzden bir oyun gibi görüp, yönetmeye çalışmak daha iyi. Yamyam gibi sinirlenme hemen. Kimseyle de dövüÅŸme.
-
Hahaha…
-
Kendini de ezdirme ha. Kralı gelse ezdirme kendini. Daha vaktin var.
-
Evelallaaaah.
-
Hadi şımarma, çay koy.
20.16
​
-
Ben içeri geçiyorum.
-
OÄŸlum bir yüzünü görseydik. Åžurada 2 ay ya varsın ya yoksun, onda da oyun, oyun.
-
Anne çocuklar bekliyor. Åžimdi yazmışlar bak. Hadi neredesin diye. Gitmezsem ayıp olur. Söz, yarın oturalım birlikte.
-
Bir bitmedi oyununuz..
Babam galiba haklı. Kadınlar tehlikeli yaratıklar. Yıllardır aynı muhabbet… ama asla o duygu sömürüsünü yapmadan içeri bırakmıyor. Oyunu oynayacaksan, bedeli bu. Kadınlar sevdikleri erkekler konusunda sadece korumacı deÄŸil, manipülatif de oluyorlar. Ee sevgiyi ifade etmenin bin türlü yolu var tabi.
20.17
-
Selam beyler?
-
Ooooo Ahmet baba geldiiiiii. Mid’in kralı geldiiii.
-
Hahaha şımarmaaaaaa.
-
Hadi gir lan. AÄŸaç olduk burada.
-
Ya yemek memek anca geldim beyler… kusura bakmayın.
-
N'oldu iÅŸ yerinde Depö ile kavga etmiÅŸsin?
-
Depö ne lan!?
-
Dar paçalılar terör örgütü… Hahahahah.
-
Kanka be… Kurban olayım bir daha ÅŸaka yapma. Hani deneme bile. Hatta ÅŸaka yapılan ortamda bile bulunma. Tamam mı canım benim.
-
Ooooo beyler Mid’de Cem Yılmaz var bugün..
-
OÄŸlum sen tam bir gerzeksin ya.
-
Hadi baÅŸla baÅŸla…. 3 oyun atacağız bugün. 3 büyük savaÅŸ. 3 büyük zafer. Hazır mıyıııııızzz!
-
Ben en fazla iki oyun. Sonra uykusuz kalıyorum. Gün bitmiyor kafede.
-
Haa…lan onu soracaktım iÅŸte. Depö mepö kaynadı gitti. Emre söyledi az önce. Birileriyle kapışmışsın.
-
Zaten bir olay hızlı yayılsın istiyorsan, Emre’ye söyleyeceksin ilk.
-
Lan saçma saçma konuÅŸma. Seni beklerken Ahmet nasıl diye sordular. Keyfi yoktu vs derken lafı geçti. Sanki 10 dk içinde kendi anlatmayacakmış gibi bana ÅŸey yapıyor bir de.
-
Hoşt lan hoşt. Gerginliğe bak. Şaka yaptım.
-
Ya bi susun aq!!! Noldu bir anlatın.
-
Yok oÄŸlum bir ÅŸey. Kafede müÅŸterinin biriyle tartışır gibi olduk, büyümeden çözüldü. Sıkıntı yok yani. Hadi oyununuza bakın.
-
Kanka bak.. bir ÅŸey olursa filan… alo de bak haa!!
-
Beyler…. Allah aÅŸkına bi’susun da ÅŸu oyunu oynayalım hadi.
23.45
Dizi iÅŸini pas geçeyim. Bugün içim de dışım da yoruldu. Uzunca uyumak istiyorum. Peder doÄŸru dedi aslında. Bak, Eren’i nasıl s'ktir ettik hayatımızdan. Ama kaynımız olsa mesela yapabilir miydik? Ya da iÅŸ arkadaşımız? O yüzden sakin kalmak lazım. Ama sakin kalırken öfkeyi de hatırlamak lazım. Öfke giderse, kavga da boÅŸa gider. Unutulur. İnsan rutinine dönmeyi sever. En azından ben seviyorum. Birinci dereceden olmayan acıları, daha yataÄŸa girmeden unutuyorum. Herkes unutuyor. Bu iyi bir ÅŸey. Mutluluk hissi çok uçucu çünkü. Bir baÅŸ aÄŸrısına bakar. Ama kötü hisler daha uzun kalıyor. Boyanın kendiliÄŸinden akmasını bekliyorsun. Kötü hissettiren ÅŸeyleri bir de sık hatırlamak zorunda kalsaydık, sıçmıştık.
Bugün iyi tespitler yapıyorum lan. Neydi? metrobüste de vardı bir tane. Dar gelirliler hızlı gitmenin bedelini onursuzca gitmek zorunda bırakılarak ödüyor gibi bir ÅŸeydi… Bir de Acun... DüÅŸünürken daha iyi gibi gelmiÅŸti aslında.
..
..
Alarmı kurmuş muydum lan.
KurmuÅŸumdur.
OÄŸlum bak kurtul yaa.
Offff. KurmuÅŸum iÅŸte.
Neyse iyi oldu baktığım.
..

_edited_edited.jpg)





