top of page
xie: to write
tayin_edited.png
5fd39694-2918-4c12-b245-113d4827b2c2_variated.png
garson_edited.jpg
hell-the-alternative-anthony-falbo.jpg
insan çağı.jpg
halısaha.jpg

Tayin

Return

Garson

Dünya

İnsan Çağı

Mevzuat

Garson

07.30

 

Yine uykuyu alamadım. Hayattaki en ucuz zevkin bedeli bütün gün uykusuzluk çekmek olmamalı. İki saat oyun da oynayamayacaksak niye yaşıyoruz. Hem neden 10.00’da açıyoruz biz bu kafeyi? Zaten 11.30’a kadar bir Allah’ın kulu uğramıyor. Gerçi 11.00’de açarsak metrobüs yorgunluğunu atacak zaman kalmaz. Yenibosna/Altunizade. Gidilebilecek en boktan rota. Ne zaman binersen bin, ne yöne gidersen git dolu ve havasız. Yeter, Beylikdüzü’ne mi taşınıyoruz, Avcılar’a mı taşınıyoruz, bıktım artık bu işten.

  • Anne, Avcılar’a taşınalım.

  • Hayırdır oğlum sabah sabah?

  • Vallahi bıktım ben bu metrobüs olayından. Yani şurada 2 ay yaz tatiline geliyorum..

  • Biliyorsun oğlum durumları. Eskisi gibi değil.

  • Biliyorum annem, biliyorum. O anlamda demedim. Ama yani çalışmaya tamam da... bari yolu rahat olsaydı diye dedim.

  • Ee paşam, dedik sana İstanbul’da oku diye. Burada okusan, masrafın olmazdı. Yazların da rahat geçerdi. Biliyorum, orada da çalışıyorsun sen..

  • Nereden biliyorsun?

  • Boş ver sen onu. Hadi bitir kahvaltını, geç kalacaksın.

 

10.30

 

  • Emre, ne soracağım bak sana.

  • Sor kanka.

  • Sence kafe 11.00’de açılsa daha iyi olmaz mı?

  • Ne anlamda?

  • Ne anlamı mı var oğlum? Kafe diyorum, 11.00’de açılsa daha iyi olmaz mı?

  • Ha o anlamda.

  • Hasbinallah ya.

  • Benim için farketmez ama 10.30 daha iyi gibi sanki. Neden dersen, ilk müşteri genelde 11.30 civarı geliyor. 10.30’da açarsak hem etraf hazır olur hem de çay, kahve demlenirken otururuz. Müşteri geldiğinde de yok çay demlendi mi, yok biz dinlendik mi gibi dertler yaşamayız.

  • Aferin lan. Biraz avelsin ama esnek bir zihnin var senin.

  • Herhalde oğlum. Emre abin zehir.

 

12.30

 

Bu saatte ne müşteri oluyor ne de twit atan. Boş boş sağ sol ile ilgileniyoruz. Kitap getireyim desem hem bölük pörçük okumaktan keyif almam, hem de riskli iş. Metroda kitap okuyan adamı internette İzban Kekosu diye paylaştıklarında, olay bütün ülkeye intikal etmişti. Gerek yok. Sosyal medya zaten sadece bu işe yarıyor. Zahmetsiz, kontrolsüz ve keyfi anonslar yapabildiğin, bildiriler ve broşürler dağıtabildiğin ücretsiz, anlık intikal merkezleri. Bana da hüzünlü arka plan eşliğinde kitap okumaya çalışan garson tiktoku çekerler. Mevzunun önünü alamayız. Ömür boyu o garson olarak bilinirim. Ulan var ya… millet kafayı yedi ve kafayı yemenin nasıl bir şey olduğunu unuttu. Kapıyı kilitleyip, anahtarı yuttu. Günde 200 kişi geliyor ama en az 1000 poz fotoğraf çıkar bu mekandan. Patron duvarlara ışıklı özlü söz işini iyi akıl etti. Sonuçta artık herkes bir şeylerin başrolünde; kendi fragmanları, afişleri var. Gerçi böyle şeyler insan kendisi yaptığında kabul edilebilir görünüyor. Ama başkası yapınca absürt. Sanırım bir süredir poz vererek büyümek zorunda kalan çocuklar olarak artık büyüdük ve narsizmden habersiz narsistler olarak hayata atıldık. Benim çocuğum nasıl olur acaba? Sosyal medya yasak olmalı.

 

12.45

 

  • Hesabı alabilir miyiz?

  • Tabi efendim. (Benden küçüktür kesin bunlar)

  • Ne kadar?

  • 3 çay varmış. 60 TL.

  • Kart geçiyor mu?

  • Evet.

  • Ayrı ayrı alalım.

  • … Tabi. (Ayrı. Ayrı. 60 Lirayı. 3 çayı.)

  • Teşekkür ederiz.

  • Rica ederim yine bekleriz.

 

45 dk oturdunuz. 3 çay içtiniz. 33 poz fotoğraf, 4-5 stori çektiniz. %20 şarj harcadınız. Ödeyeceğiniz 60 lira para. Onu da ayrı ayrı ödüyorsunuz. Hayır para yok desen, saçlara tırnaklara binlerce lira döktükleri belli. Onu da geçtim, hangi insan şöyle hesap ödemek zorunda kalacağı bir grupla bu saatte oturup çay içme gereği duyar ki. Neyse ya bana ne.

 

16.00

 

Hah. İşte beklenen grup geldi. 4 erkek 3 kız. Hepsi güzel giyimli. Yüzler gülüyor. Kafamızı s'kecekleri, mekâna girişlerinden belli. Arkadaki dershaneden geliyorlar genelde. Zengin babaların, birinci girişinde kazanamayan “tekrar deneyiniz” çocuklarına özel premium, elit, plus, mega, özel dershane. Otoparklı, spor salonlu dershane. Garip garip tipler. Kızların geneli ya güzel ya da bakımlı. Erkeklerin çoğu ya dırzo ya da sürekli pastel renkler tercih ediyor. Arası yok. Ha iyi elemanlar var gerçi ama onlar da burada olduklarına göre iyi ihtimal tembel olsalar gerek. Arada çocuklardaki rahatlığa imrenmiyor değilim tabi. Para kaygısının olmadığı bir hayat nasıl hissettiriyordur acaba. Kaybetmenin makul olduğu bir düzende bir şeylerin üzerine gidebilme gücünün elinde olması, zamana yayabilme lüksü… Gerçi o zaman da nasıl motive olacaksın? Paramız olsa, herhalde üniversite filan kazanamazdım. “Kazanamazsam biterim” fikri zihnimi ağaçkakan gibi gagaladığı için, zihnen en zayıf hissettiğim anlarda bile bir noktaya kadar gevşeyebildim. O zamanlar çok daha fazla yol teper, çalışır, fakat hiç uykusuzluk veya yorgunluk hissetmezdim. Şimdilerde hedefsizlikten midir, yoksa annemin bir sabah: “oğlum kazanmışsın” çığlığıyla ağaçkakanı kovmasından mıdır bilmiyorum, çabuk yoruluyorum. Daha çok uyumak istiyorum. Daha az önemsiyorum. Keşke yeni bir ağaçkakanım olsa. Hem seveceğim hem de becerilerimi tanıyan bir ağaçkakan. İşaret parmağı, gagası yolu gösteren bir ağaçkakan.

16.45

  • Birader bakar mısın?

  • Buyurun.

  • Şunun tadına bakar mısın?

  • Bir sorun mu var?

  • Yok. Sen şunun bir tadına bakar mısın?

  • Değiştirebilirim isterseniz?

  • Hayır ya! tadına bakmanı istiyorum. Ben baktım bunun tadına. Bana getiren de bakmalı ki derdimi anlasın!

  • Ben hemen değiştireyim.

  • Ya kardeş, kafan basmıyor mu? Ben ne diyorum sen ne diyorsun!

..

  • Ya tamam oğlum bırak adamı.

  • Ya Kerimcan. Uzatmasana ya off.

  • Ya Kero tamam abi, ödemeyiz hesap mesap olur biter. Kavga mı edecez mekanda. Bak kızlar var.

 

16.48

 

  • N'oldu lan?

  • Ya şu arkada bağırıp çağıran salaklar yok muydu?

  • Ee...

  • Bunlara frozen vermiştik. Metin enayisi fanın önüne koyar, serinleriz diye ayırdığımız çeşme suyu buzlardan yapmış frozeni. Garip kokuyor haliyle.

  • Ee...

  • Anlatıyoruz ya işte oğlum. Ee..leyip durma.

  • İşte “bakar mısın birader” filan. Dedim, boku yedik. Ne diyecek acaba mal. Yok içer misin şunu, yer misin bunu…

  • Hahaha. Ciddi mi lan?

  • Yanındaki dangalaklar da bir triplerde, görmen lazım. Biri, yok hesap ödemeyiz. Diğeri, yok sal garibanı… Neyse yan masadan bir abi araya girdi de çok uzamadı. Delikanlı adammış. Takma kafana koçum, her işte zorluk var dedi.

  • Çıkarken tip-boxta görürüz ne kadar delikanlıymış.

  • Oğlum bi’ciddi ol ya. Hayır böyle tiplere cevap vermenin, bunlarla kavga etmenin hiçbir şeye faydası olmayacağını biliyoruz artık; ama alttan almak da harbiden ruhumu sıkıyor. İkimiz de müşteriyken yapsa ya şunu... ama yemez, benim sınırlarımı ön görüp ona göre kükrüyor lavuk…. O kadar kafan çalışıyordu da sınavı neden kazanamadın?

  • Boşver kanka. Biliyorsun böyle lavukları. Geçen bana ne yaptılar gördün işte. Takma kafana. Bu tipler 200 lira hesap ödüyoruz diye saçma sapan triplere giriyor. Ama bak, bizim derdimiz başka. Burada çalışıyoruz. Harçlığımızı çıkarıyoruz. Aslan gibi Tıp, Hukuk okuyoruz. Hem de en iyilerinde. Bizim bir geleceğimiz olacak. Bunların geleceği karanlık.

  • Ya bir saçmalama Emre be.. Yine gidip bunların zengin babalarından kalan hastanelerde, ofislerde çalışacağız. Hem ayrıca bu neyin motivasyonu? Atom mu parçalıyoruz, aşı mı buluyoruz. Öğrenci kalabilmek için böyle tiplerle uğraşıyoruz alt tarafı. Boş boş konuşma.

  • Hahaha. Senden bir bok olmaz.

  • Senden kesin olur…

 

19.30

Metrobüs… Üzerine 300 sayfa yazı yazmak istiyorum. Küfretmek, haykırmak, sevmek ve nefret etmek istiyorum. Aslında mahşeri İstanbul trafiğinde Robin Hood’un sırtına binmekten farksız. Son model spor arabalar bile trafikte beklerken, omuz omuza vermiş dar gelirlileri hızlıca taşıyan hayırsever bir ulaştırma ünitemiz var. Hız ve zamandan kazandırırken, orta seviye dayak ölçeğinde enerji kaybına sebep oluyor. Raylı sistemden maliyetsiz ve çok daha dar alan kaplıyor. Belediyeciliğin tadını damağında hissettiğin, o kusursuz vatandaşlık anı... Bir de şu havalandırma işini çözseler de burada endüstriyel civcivler gibi gitmesek? Dışarıdakiler de nefesin camlarda buğulanıp damlalara dönüşmesinde romantik hiçbir taraf olmadığını bilse... Zaten sürat dar gelirlinin neyine gerek? Zenginlik sürattir.. Hız kazandırır. 10 fakir bir araya gelse; 1 zenginin 10 yılda yaşadığını, 10 ömürde yaşayamaz. Tattığını tadamaz, gördüğünü göremez, biriktirdiğini biriktiremez. Haliyle zenginlerin dahi süratli ilerleyemediği bir trafikte fakirler hızlı gidecekse, sıkışık ve havasız apartmanlara gidecek olmanın yanında başka zorluklar da olmalı. Giderken yıpransınlar ki, eve girdiklerinde düşünecek derman kalmasın. Gerisini Acun halleder zaten. Bir dakika lan… Fena teori çıkmaz buradan. Gelir adaletsizliği, metrobüs ve Acun.

 

(Emre T. Bir sizinle bir reels paylaştı).

 

İki durak kaldı. Kapıya yaklaşma vakti. Daha aşacak kalçalar, kasıktan, göbekten deryalar var..

Pardon.. Çok pardon.. Çok Pa.... Geçebilir miyim… Geçeb... Afed... Afedersiniz..

….

....

Hay tüküreyim. Neydi? Dar gelir, robin hood, spor araba…… Amaaan neyse.

 

20.00

 

  • Eline sağlık anacım.

  • Afiyet olsun kuzum!

  • Ee.. nasıldı bugün kafe?

  • İyi baba. Bir sıkıntı yok. Rutin. Her gün saçmalayan bir müşteri çıkıyor zaten. Başlarda kafaya takıyordum ama 2 haftada alıştım.

  • Bugün?

  • Ufak bir mevzu oldu ama uzamadı. Kahvesini değiştirdik, susturdular çocuğu. Kapandı gitti.

  • Aslında bunları yaşaman bir yandan iyi bir şey.

  • Nasıl yani?

  • Yaşlandıkça hayatındaki dallama sayısı inanılmaz artacak. Büyüdükçe daha çok susman gerekir. Mesela yetişkinliğin en zor taraflarından biri susmayı becermektir.

  • Dallama sayısı niye artıyor?

  • İnsan gençken, ilişkilerini dilediği gibi kurmakta ve seçmekte özgür oluyor. Arkadaş mı beğenmedin? Değiştirirsin. Okul mu beğenmedin? Değiştirirsin. Tembellik mi etmek istiyorsun? Edersin. Hayatındaki insanların çoğunu kendin seçersin veya değiştirme şansın olur. Fakat yetişkinlik farklı. Çok fazla zorunlu ilişki var. İşi, akrabası, komşusu, devleti… Mesela, sen bugün resti çektin diyelim. Konuşma lan it, ne zannediyorsun kendini diyip kovdun müşteriyi. Bu çok basit. En azından senin yaşlarında. Ama büyüdükçe işler değişiyor. Çünkü artık ailene karşı sorumlusun. Birikimlerine karşı sorumlusun. Kendine karşı sorumlusun. Dünya, her kuyruğuna basıldığında sesini çıkarabileceğin bir yer olmadığını için böyle şeyleri şimdiden tecrübe edip yönetebilmen, ileride hayatını kolaylaştırır.

  • Baba vallahi iyi bağladın konuyu haa.

  • Anladın değil mi? O yüzden bir oyun gibi görüp, yönetmeye çalışmak daha iyi. Yamyam gibi sinirlenme hemen. Kimseyle de dövüşme.

  • Hahaha…

  • Kendini de ezdirme ha. Kralı gelse ezdirme kendini. Daha vaktin var.

  • Evelallaaaah.

  • Hadi şımarma, çay koy.

 

20.16

  • Ben içeri geçiyorum.

  • Oğlum bir yüzünü görseydik. Şurada 2 ay ya varsın ya yoksun, onda da oyun, oyun.

  • Anne çocuklar bekliyor. Şimdi yazmışlar bak. Hadi neredesin diye. Gitmezsem ayıp olur. Söz, yarın oturalım birlikte.

  • Bir bitmedi oyununuz..

 

Babam galiba haklı. Kadınlar tehlikeli yaratıklar. Yıllardır aynı muhabbet… ama asla o duygu sömürüsünü yapmadan içeri bırakmıyor. Oyunu oynayacaksan, bedeli bu. Kadınlar sevdikleri erkekler konusunda sadece korumacı değil, manipülatif de oluyorlar. Ee sevgiyi ifade etmenin bin türlü yolu var tabi.

 

20.17

 

  • Selam beyler?

  • Ooooo Ahmet baba geldiiiiii. Mid’in kralı geldiiii.

  • Hahaha şımarmaaaaaa.

  • Hadi gir lan. Ağaç olduk burada.

  • Ya yemek memek anca geldim beyler… kusura bakmayın.

  • N'oldu iş yerinde Depö ile kavga etmişsin?

  • Depö ne lan!?

  • Dar paçalılar terör örgütü… Hahahahah.

  • Kanka be… Kurban olayım bir daha şaka yapma. Hani deneme bile. Hatta şaka yapılan ortamda bile bulunma. Tamam mı canım benim.

  • Ooooo beyler Mid’de Cem Yılmaz var bugün..

  • Oğlum sen tam bir gerzeksin ya.

  • Hadi başla başla…. 3 oyun atacağız bugün. 3 büyük savaş. 3 büyük zafer. Hazır mıyıııııızzz!

  • Ben en fazla iki oyun. Sonra uykusuz kalıyorum. Gün bitmiyor kafede.

  • Haa…lan onu soracaktım işte. Depö mepö kaynadı gitti. Emre söyledi az önce. Birileriyle kapışmışsın.

  • Zaten bir olay hızlı yayılsın istiyorsan, Emre’ye söyleyeceksin ilk.

  • Lan saçma saçma konuşma. Seni beklerken Ahmet nasıl diye sordular. Keyfi yoktu vs derken lafı geçti. Sanki 10 dk içinde kendi anlatmayacakmış gibi bana şey yapıyor bir de.

  • Hoşt lan hoşt. Gerginliğe bak. Şaka yaptım.

  • Ya bi susun aq!!! Noldu bir anlatın.

  • Yok oğlum bir şey. Kafede müşterinin biriyle tartışır gibi olduk, büyümeden çözüldü. Sıkıntı yok yani. Hadi oyununuza bakın.

  • Kanka bak.. bir şey olursa filan… alo de bak haa!!

  • Beyler…. Allah aşkına bi’susun da şu oyunu oynayalım hadi.

 

23.45

 

Dizi işini pas geçeyim. Bugün içim de dışım da yoruldu. Uzunca uyumak istiyorum. Peder doğru dedi aslında. Bak, Eren’i nasıl s'ktir ettik hayatımızdan. Ama kaynımız olsa mesela yapabilir miydik? Ya da iş arkadaşımız? O yüzden sakin kalmak lazım. Ama sakin kalırken öfkeyi de hatırlamak lazım. Öfke giderse, kavga da boşa gider. Unutulur. İnsan rutinine dönmeyi sever. En azından ben seviyorum. Birinci dereceden olmayan acıları, daha yatağa girmeden unutuyorum. Herkes unutuyor. Bu iyi bir şey. Mutluluk hissi çok uçucu çünkü. Bir baş ağrısına bakar. Ama kötü hisler daha uzun kalıyor. Boyanın kendiliğinden akmasını bekliyorsun. Kötü hissettiren şeyleri bir de sık hatırlamak zorunda kalsaydık, sıçmıştık.

Bugün iyi tespitler yapıyorum lan. Neydi? metrobüste de vardı bir tane. Dar gelirliler hızlı gitmenin bedelini onursuzca gitmek zorunda bırakılarak ödüyor gibi bir şeydi… Bir de Acun... Düşünürken daha iyi gibi gelmişti aslında.

..

..

Alarmı kurmuş muydum lan.

Kurmuşumdur.

Oğlum bak kurtul yaa.

Offff. Kurmuşum işte.

Neyse iyi oldu baktığım.

..

bottom of page