top of page
xie: to write
tayin_edited.png
5fd39694-2918-4c12-b245-113d4827b2c2_variated.png
garson_edited.jpg
hell-the-alternative-anthony-falbo.jpg
insan çağı.jpg
halısaha.jpg

Tayin

Return

Garson

Dünya

İnsan Çağı

Mevzuat

Return

 

Mayıs 2018- Sabiha Gökçen Havaalanı Dış Hatlar Yolcu Çıkışı

 

Tipik İstanbul Mayıs’ı. Yaz, bir günde geliverir. Daha birkaç gün önce soğuğun hasta ettiği bünyeler iyileşme fırsatı bulamadan hava 28 derece olur. Dış hatlar çıkışında, kim olduğu ve ne yapmaya çalıştığı her haliyle soru işareti olan bu genç adam, yazın geldiği güne denk gelmenin keyfini sürüyor gibi görünmüyordu. Yine de bu kıyafetler ile 2 gün önce burada olmuş olsaydı, hissedeceği soğuk kesinlikle tadını kaçırırdı. Bunu bildiğinden emin değiliz. Dahası, bunu umursadığından emin değiliz. Normalde bir dilenci yaptığı işin doğası gereği kendisine bakan insanları soru işaretlerine sevk etmez. Fakat bu adam, sanki başka bir zaman diliminin meczubu, yine aynı insanların yaşadığı farklı bir dünyadan gelmiş gibiydi. Düzene yabancı değildi. Ama aidiyeti sorunlu görünüyordu. Zayıftı. Üzerindekiler kirli durmuyordu. Diğer yandan renkleri ve kesimleri sebebiyle kişinin tercih ederek giyeceği şeyler sayılmazdı. Tabi ilk görüşte uyandırdığı dilenci izleniminin sorumluluğu sadece kıyafetlerine yüklenemez. Şekilsiz kafası ve kanca burnunu ortaya çıkaran 3 numara saç kesimi. Kafasında ufak tefek haşarılıklara, kavgalara işaret eden iyileşmiş ama artık üzerinde saç çıkmayan kesikler... Ardı ardına taksi şoförlerinin penceresine kafasını uzatıp bir şeyler anlatması ve her ne anlatıyorsa umduğunu bulamayıp bir sonraki araçta şansını denemesi. Bütün bunlar bir araya geldiğinde bu gencin para ile sorunları olduğunu söylemek pek mümkün oluyordu, ya da şansıyla.. Yaklaşık 1 saat taksi şoförleri tarafından hoşnutsuzlukla uzaklaştırıldıktan sonra, ben de dâhil olmak üzere varlığının farkında olan herkesi şaşırtarak kendini bir taksiye kabul ettirmişti. Taksicinin fikri değişmeden, bir an önce kendini içeri atmak istercesine seri hareket etti. Tedirgindi. Fakat sorunu her ne ise, bir sonraki aşamaya geçebildiği hissediliyordu.

 

Taksici

Ulan almasa mıydım acaba? Kötü oğlana benzemiyor gerçi. En son böyle yolcu aldığımda güya parayı getirmek için hana giren eleman arazi olmuştu. Neyse zaten karşıya geçecektim. Köprüde bir yoklarım. Kafama yatmazsa, para istemez, sen in derim. Şerefsiz çeteciler. Yolcu sırası dağ gibi olmuş; ama bizim yanaşmamıza izin yok. Neymiş, havaalanı taksisi değilmişiz. Yolcu indikten sonra ikinci kez durup, 30 saniye içinde hareket etmeyene otomatik kameradan ceza yazıyorlar. Şerefsizler. Gözünüze, dizinize dursun.

...

  • Kardeş nereye demiştin sen?

  • Yeniköy abi.

  • Parayı orada mı halledeceksin?

  • Evet abi.

  • Bir ara istersen. Orada beklemeyelim, değişim vaktim geldi.

  • Telefonum yok.

  • Al, benden ara.

  • Numarası yok.

  • Ee kardeşim… o yok, bu yok. Ben nasıl alacağım paramı?

  • Abi. Ben 4 senedir burada değildim. Kimseye de ulaşamadım. Yakın bir dostumun evine gideceğiz şimdi. Eğer hala orada oturuyorsa hallederiz. Değilse de komşulardan numarasını buluruz. Ama ben sana söz veriyorum, verebilecek başka bir şeyim de yok zaten. Bu işi gittiğimizde çözemesek bile 24 saat içinde sana iki katını göndereceğim. Sen bana hesap numaranı yaz lütfen.

  • Kardeş sen neredeydin 4 sene?

  • Boş ver abi. Canını sıkmayayım şimdi. Geldik sayılır zaten. 100 metre sonra soldaki sokağa girdik mi tamamdır.

  • Hadi bakalım. Öyle olsun. Bak ben sana iyilik ettim. Beni s'kme.

  • Estağfurullah abi.

 

Komşu

  • Kim o?

  • Abla açar mısınız?

  • Kim o?

  • Abla ben eski komşu.

..

..

  • Kimsin evladım, tanıyamadım.

  • Abla ben sizi tanıdım. Arkadaşım oturuyordu bu yan tarafınızda. Adı Osman.

  • Osman’ı bildim de.. seni bilemedim.

  • Daha kiloluydum abla. Bir de saçım uzundu.

  • Olsun. Çıkaramadım.

  • Abla ben senden Osman’ın numarasını rica edecektim.

  • Numarası yok bende. Telefonumu değiştirdim. Numaralarım filan hep gitti.

  • Abla bazıları kalıyor. Bir kontrol etsek olur mu?

  • Yok oğlum yok. Gitti diğeri. Bizim torun bir anda fırladı elimden. Onu tutacağım diye denize düşürdüm. Hem arkadaşının numarası neden yok sende?

  • Abla başıma bir iş geldi. Biraz sıkıntılıyım. Osman’a ulaşmam lazım. Aklıma burası geldi. Ondan geldim. Bana yardım edebilir misin?

  • Ay ben nasıl yardım edeyim sana? Daha arkadaşı mısın çocuğun o bile belli değil. Kılığın da hoşuma gitmedi. Belki çocuğa zarar vereceksin?

  • Abla, Allah aşkına.. hiç böyle şeylere halim var gibi duruyor mu?

  • Peki çocuğum, ne istiyorsun?

  • Abla taksiciye parasını veremedim. Osman burada olmadığına göre Beşiktaş’a gitmem gere...

  • Ay yok para mara, git hadi.

(çat)​

Taksici

  • Abi arkadaş taşınmış. Komşu abla da beni hatırlamadı. Halim ortada. Haklı kadın.

  • Neyse yapacak bir şey yok kardeş. Nasip değilmiş.

  • Abi, dediğim gibi.. halledeceğim, söz. Bu hesaba mutlaka birinden 360 lira gelecek. İlk bunu halledeceğim. Sen bana büyük iyilik yaptın.

  • Sen ne yapacaksın şimdi?

  • Beşiktaş’a gideceğim.

  • Ne var orada?

  • Berberim var. O duruyordur. Ondan para alacağım. Sonra arkadaşımı bulacağım. İlk senin işi halledeceğim.

  • Lan tamam oğlum. Acele etme, halledersin. Atla o zaman. Ben değişime gidiyorum. 4. Levent’e. Oraya kadar bırakayım seni. Taksimetre de yok.

  • Abi mahcup ettin. Sağ olasın.

 

Beşiktaş’a kadar yürüdü. Her şey çok değişmişti. 15 Temmuz’da bir şey olmuştu ama yılı yazmıyordu. Beşiktaş’a girdiğinde gözyaşlarını durdurmak için çok ciddi çaba sarf etmesi gerekti. Buralarda yaşamıştı. Yemek yerdi, bazen bira içerdi. Kendini hatırlamak zor geldi. Güç bela berbere ulaştı. Önce camdan içeriyi süzdü. Fatih abi oradaydı. Sonra içeri girdi. Bir iki saniye ters ters bakan berberin yüz hatları gevşedi. Bir şey der gibi oldu. Demedi. Sonunda tanıdı. Kardeş hoş geldin, dedi. Geç otur geliyorum, dedi. Abinize çay getirin, dedi. Saçı hızlıca bitirip geldi. Çay içilmemişti. Aç mısın, dedi. Yemem cevabını sevmedi. Yersin yersin, diye ısrar etmeye, ne olduğunu sormaya başladı. Dazlak direniyordu. Sonunda, hissettiği baskı gözlerini doldurunca Fatih abi durdu. Merakın sırası olmadığını fark edip hemen tavır değiştirdi. Ne yapabilirim, dedi. Seni gördüğüme sevindim, dedi. Sırt sıvazladı. Dazlak: şu şirkete gitmem lazım, dedi. Berber tamam, dedi. Önce aramayı teklif etti. Mantıklıydı. Aradılar. Sabit hattan birine ulaşmanın ne zor olduğunu hatırladılar. Doğru isimleri duydukça rahatlayan sekreter, Osman’ın numarasını vermeye razı oldu. Fatih abi, istiyorsan ben konuşayım, dedi. Dazlak, numarayı aldıktan sonra harekete geçmemişti çünkü. Ben ararım, dedi. Fatih abi ısrar etmedi. Telefon sende dursun, dedi. Randevulu müşteri gelmişti. Traşa gitti. Traş bittiğinde tekrar geldi. Telefonu aldı. Dışarı çıktı. Kısa bir konuşma yaptı. 30 dakika sonra Osman geldi. Önce bir köşede sarılıp ağlaştılar. Ağladıkça hisleri canlanmaya başladı.

Osman

  • Aç mısın?

  • Evet.

  • Tamam. Arabaya gidelim. Yemeği eve söyleriz. Ben çocuklara yazdım. Onlar da geliyor.

  • Biraz korkuyorum.

  • Neden?

  • Bilmiyorum. Sadece hissiyatı var.

  • Anlatabilecek misin?

  • Şu an değil.

  • Çok aradık seni. Her yeri ayağa kaldırdık. Bulamadık. Öldün sandık. Bir yandan da bekledik. Abi sen neredeydin Allah aşkına. Bu halin ne?

  • Şu hesaba 360 TL atabilir misin?

  • Ne!

 

Ev ve Çocuklar

Çok geçmeden 6 kişi olmuşlardı. Herkesle sıra sıra ağlaşıldı. Önce meraklı gözlerle sustular. Sonra sordular. Kötü bir şeyin bitmiş olmasının verdiği sakinlik vardı. Bir yandan da herkes tedirgindi. Garip şekilde az konuşuldu. Yemek yediler. Dazlak uyumak istiyordu. Yıllardır uyumamıştı. Yattıkları kesinlikle uyku değildi. Fakat içeri gitmeye korkuyordu. Çocuklar bir ara durumu fark edip biz gidelim, sen uyu, dediler. İçeride yatak hazırdı. Biraz direndikten sonra itiraf etti. Bu gece aynı odada kalsak olur mu? Durum anlaşıldı. Herkes kabul etti. Evli olanlar gece vakti gittiler. Bekarlar kaldı. Aynı odada uyudular. Tuvaletin ışığı açık bırakıldı. Herkesin yeni dönemle ilgili fikirleri vardı. Ama önce memlekete gidilecekti. Bir de o akşam kâğıda yazılı bir IBAN’a 360 TL gönderdiler.

 

Sessizliği bozan Faruk olmuştu. En son dayanamayıp; anlatsana oğlum. Yeter dinlendiğin. Öldün mü, kaldın mı haber yok. Perişan oldu millet, dedi. Öfkeli ve hüzünlü bir ses tonu vardı. Odadaki en sabırsız kişi olduğundan, Dazlak ısrarın ondan geleceğini tahmin etmişti. Bu tahmin bir şeyler düzeliyor gibi hissettirdi. Cesaretini toplayıp sordu. Bizimkiler iyi mi? Hep bir ağızdan iyi dediler. Pek neşeli söylememişlerdi. Olanların yarattığı yıkımın, beklendiği şekilde gerçekleştiği belliydi. Ama sağlıklı olmaları yeterdi. O an, konuşmanın neden bu kadar zor geldiğini anladı. Kötü bir cevap da en az başına gelenler kadar canını yakacaktı. Eskiye dönme ihtimallerini yitirecekti. Geleceğe bakmak istemiyordu. Geçmişe dönmek istiyordu. Beşiktaş’taki dönerci kapanmıştı tamam ama Fatih abi devam ediyordu. Saçları uzayınca gidecekti. Rahatladı. Hislerinden sonra duyuları da yerine gelmeye başlamıştı. Biten yemeğin tadını ağzında buldu, duyularını bu sayede fark etti. Uyku bastırıyordu. Dili yavaştan çözüldü. Başta denedi olmadı ama; Bak her neyse, geçti, gitti. Bundan sonrası kolay, artık anlatabilirsin diye üstelediler. Haklarıydı, İşe yaradı.

 

 

​Dazlak

 

"Okul etkinliği vardı. Yemek yedik, bir şeyler içtik. Akşama doğru kiralık motorlarla yurda dönüyorduk. Orada yaygındır. Zaten mesafe yakın olduğu için herkes öyle yapar. Tam okulun köşesindeki dört yolu geçiyordum. Sağdaki yoldan bir arabanın çok hızlı geldiğini gördüm. Bir an önce geçmek için hızlandım. Bana yeşil yanıyordu. O sırada bir kadın yola atladı. Kurtaramadım, çarptım. Kadın düşerken başını vurdu. Ambulans geldi. Kadını götürdüler. Beni de polis götürdü. düne kadar dışarıdaki son günüm buydu. Gerisini dün elçilikte öğrendim.

 

Elçiliğe gittiğimde beni hemen tanıdılar. Çok uğraştık seni bulmak için, dediler. Bulunduğumu oranın makamlarına bildireceklerini söylediler. Bilgilerimi yolladılar. Mesele o sırada anlaşıldı. Kazadan sonra, karakolda oturma izni numaram yanlış girilmiş. O yüzden bilgilerimle sorgulama yapıldığında kayıtlarda çıkmamışım. Pasaportsuz kişi diye yeni kayıt açmışlar. Normalde böyle durumlarda, işe karışan yabancının büyük elçiliğine haber verilir. Vermemişler. Karakoldayken takım elbiseli bir adam gelip, biraz pataklamıştı beni. Önemli bir bürokratmış. O gün öksüz kalmış. Bunu da dün elçilikte öğrendik. Kimseyle görüştürmediler. Bir kez hâkim karşısına çıktım. Çat pat İngilizce biliyordu. Alkollü olduğum için 4 yıl verdi. Dün sabah bıraktılar.

 

Elçilikte yemek getirdiler, yiyemedim. Eşyalarımı okula sordular. Depodaymış. Bir gece kal, yarın akşam gönderelim seni, dediler. Korktum. İlk uçak ne zaman, dedim. 4 saat sonraymış. Lütfen gönderin beni, dedim. Sağ olsunlar, yetiştirdiler. O acelede verdikleri parayı almayı unuttum. Olay hepi topu bu aslında. 4 yıldır incecik bir minder üzerinde 50 erkekle koyun koyuna uyuyorum. Sayım ve spor olmayan vakitlerde yerde oturuyor olmak zorundasın. Yaklaşık 12 saat. Yemek, yemek değil; su, su. Defalarca hastalandım. Revirde iyileştirdiler. Bir süre intihar etmeyi düşündüm. Götürür bir çöplüğe gömerler, hiç dönemem diye yapmadım. Zaten buna fırsat da yoktu. Bu gece bu kadar anlatacağım. Kafamdaki yaraları bir süre sormayın. Burnumdaki eğikliği bir süre sormayın. Zamanı gelince anlatırım. Çok yorgunum. Zihnim, hislerim darmadağın. Memlekete gidelim yarın. Sonra dinlenirim."

bottom of page