Return
Mayıs 2018- Sabiha Gökçen Havaalanı Dış Hatlar Yolcu Çıkışı
Tipik İstanbul Mayıs’ı. Yaz, bir günde geliverir. Daha birkaç gün önce soÄŸuÄŸun hasta ettiÄŸi bünyeler iyileÅŸme fırsatı bulamadan hava 28 derece olur. Dış hatlar çıkışında, kim olduÄŸu ve ne yapmaya çalıştığı her haliyle soru iÅŸareti olan bu genç adam, yazın geldiÄŸi güne denk gelmenin keyfini sürüyor gibi görünmüyordu. Yine de bu kıyafetler ile 2 gün önce burada olmuÅŸ olsaydı, hissedeceÄŸi soÄŸuk kesinlikle tadını kaçırırdı. Bunu bildiÄŸinden emin deÄŸiliz. Dahası, bunu umursadığından emin deÄŸiliz. Normalde bir dilenci yaptığı iÅŸin doÄŸası gereÄŸi kendisine bakan insanları soru iÅŸaretlerine sevk etmez. Fakat bu adam, sanki baÅŸka bir zaman diliminin meczubu, yine aynı insanların yaÅŸadığı farklı bir dünyadan gelmiÅŸ gibiydi. Düzene yabancı deÄŸildi. Ama aidiyeti sorunlu görünüyordu. Zayıftı. Üzerindekiler kirli durmuyordu. DiÄŸer yandan renkleri ve kesimleri sebebiyle kiÅŸinin tercih ederek giyeceÄŸi ÅŸeyler sayılmazdı. Tabi ilk görüÅŸte uyandırdığı dilenci izleniminin sorumluluÄŸu sadece kıyafetlerine yüklenemez. Åžekilsiz kafası ve kanca burnunu ortaya çıkaran 3 numara saç kesimi. Kafasında ufak tefek haÅŸarılıklara, kavgalara iÅŸaret eden iyileÅŸmiÅŸ ama artık üzerinde saç çıkmayan kesikler... Ardı ardına taksi ÅŸoförlerinin penceresine kafasını uzatıp bir ÅŸeyler anlatması ve her ne anlatıyorsa umduÄŸunu bulamayıp bir sonraki araçta ÅŸansını denemesi. Bütün bunlar bir araya geldiÄŸinde bu gencin para ile sorunları olduÄŸunu söylemek pek mümkün oluyordu, ya da ÅŸansıyla.. Yaklaşık 1 saat taksi ÅŸoförleri tarafından hoÅŸnutsuzlukla uzaklaÅŸtırıldıktan sonra, ben de dâhil olmak üzere varlığının farkında olan herkesi ÅŸaşırtarak kendini bir taksiye kabul ettirmiÅŸti. Taksicinin fikri deÄŸiÅŸmeden, bir an önce kendini içeri atmak istercesine seri hareket etti. Tedirgindi. Fakat sorunu her ne ise, bir sonraki aÅŸamaya geçebildiÄŸi hissediliyordu.
Taksici
​
Ulan almasa mıydım acaba? Kötü oÄŸlana benzemiyor gerçi. En son böyle yolcu aldığımda güya parayı getirmek için hana giren eleman arazi olmuÅŸtu. Neyse zaten karşıya geçecektim. Köprüde bir yoklarım. Kafama yatmazsa, para istemez, sen in derim. Åžerefsiz çeteciler. Yolcu sırası daÄŸ gibi olmuÅŸ; ama bizim yanaÅŸmamıza izin yok. NeymiÅŸ, havaalanı taksisi deÄŸilmiÅŸiz. Yolcu indikten sonra ikinci kez durup, 30 saniye içinde hareket etmeyene otomatik kameradan ceza yazıyorlar. Åžerefsizler. Gözünüze, dizinize dursun.
...
-
KardeÅŸ nereye demiÅŸtin sen?
-
Yeniköy abi.
-
Parayı orada mı halledeceksin?
-
Evet abi.
-
Bir ara istersen. Orada beklemeyelim, deÄŸiÅŸim vaktim geldi.
-
Telefonum yok.
-
Al, benden ara.
-
Numarası yok.
-
Ee kardeÅŸim… o yok, bu yok. Ben nasıl alacağım paramı?
-
Abi. Ben 4 senedir burada deÄŸildim. Kimseye de ulaÅŸamadım. Yakın bir dostumun evine gideceÄŸiz ÅŸimdi. EÄŸer hala orada oturuyorsa hallederiz. DeÄŸilse de komÅŸulardan numarasını buluruz. Ama ben sana söz veriyorum, verebilecek baÅŸka bir ÅŸeyim de yok zaten. Bu iÅŸi gittiÄŸimizde çözemesek bile 24 saat içinde sana iki katını göndereceÄŸim. Sen bana hesap numaranı yaz lütfen.
…
…
-
KardeÅŸ sen neredeydin 4 sene?
-
Boş ver abi. Canını sıkmayayım şimdi. Geldik sayılır zaten. 100 metre sonra soldaki sokağa girdik mi tamamdır.
-
Hadi bakalım. Öyle olsun. Bak ben sana iyilik ettim. Beni s'kme.
-
EstaÄŸfurullah abi.
KomÅŸu
​
-
Kim o?
-
Abla açar mısınız?
-
Kim o?
-
Abla ben eski komÅŸu.
..
..
-
Kimsin evladım, tanıyamadım.
-
Abla ben sizi tanıdım. Arkadaşım oturuyordu bu yan tarafınızda. Adı Osman.
-
Osman’ı bildim de.. seni bilemedim.
-
Daha kiloluydum abla. Bir de saçım uzundu.
-
Olsun. Çıkaramadım.
-
Abla ben senden Osman’ın numarasını rica edecektim.
-
Numarası yok bende. Telefonumu değiştirdim. Numaralarım filan hep gitti.
-
Abla bazıları kalıyor. Bir kontrol etsek olur mu?
-
Yok oÄŸlum yok. Gitti diÄŸeri. Bizim torun bir anda fırladı elimden. Onu tutacağım diye denize düÅŸürdüm. Hem arkadaşının numarası neden yok sende?
-
Abla başıma bir iÅŸ geldi. Biraz sıkıntılıyım. Osman’a ulaÅŸmam lazım. Aklıma burası geldi. Ondan geldim. Bana yardım edebilir misin?
-
Ay ben nasıl yardım edeyim sana? Daha arkadaşı mısın çocuÄŸun o bile belli deÄŸil. Kılığın da hoÅŸuma gitmedi. Belki çocuÄŸa zarar vereceksin?
-
Abla, Allah aÅŸkına.. hiç böyle ÅŸeylere halim var gibi duruyor mu?
-
Peki çocuÄŸum, ne istiyorsun?
-
Abla taksiciye parasını veremedim. Osman burada olmadığına göre BeÅŸiktaÅŸ’a gitmem gere...
-
Ay yok para mara, git hadi.
(çat)​
​
​
Taksici
​
-
Abi arkadaş taşınmış. Komşu abla da beni hatırlamadı. Halim ortada. Haklı kadın.
-
Neyse yapacak bir ÅŸey yok kardeÅŸ. Nasip deÄŸilmiÅŸ.
-
Abi, dediÄŸim gibi.. halledeceÄŸim, söz. Bu hesaba mutlaka birinden 360 lira gelecek. İlk bunu halledeceÄŸim. Sen bana büyük iyilik yaptın.
-
Sen ne yapacaksın şimdi?
-
BeÅŸiktaÅŸ’a gideceÄŸim.
-
Ne var orada?
-
Berberim var. O duruyordur. Ondan para alacağım. Sonra arkadaşımı bulacağım. İlk senin işi halledeceğim.
-
Lan tamam oÄŸlum. Acele etme, halledersin. Atla o zaman. Ben deÄŸiÅŸime gidiyorum. 4. Levent’e. Oraya kadar bırakayım seni. Taksimetre de yok.
-
Abi mahcup ettin. Sağ olasın.
BeÅŸiktaÅŸ’a kadar yürüdü. Her ÅŸey çok deÄŸiÅŸmiÅŸti. 15 Temmuz’da bir ÅŸey olmuÅŸtu ama yılı yazmıyordu. BeÅŸiktaÅŸ’a girdiÄŸinde gözyaÅŸlarını durdurmak için çok ciddi çaba sarf etmesi gerekti. Buralarda yaÅŸamıştı. Yemek yerdi, bazen bira içerdi. Kendini hatırlamak zor geldi. Güç bela berbere ulaÅŸtı. Önce camdan içeriyi süzdü. Fatih abi oradaydı. Sonra içeri girdi. Bir iki saniye ters ters bakan berberin yüz hatları gevÅŸedi. Bir ÅŸey der gibi oldu. Demedi. Sonunda tanıdı. KardeÅŸ hoÅŸ geldin, dedi. Geç otur geliyorum, dedi. Abinize çay getirin, dedi. Saçı hızlıca bitirip geldi. Çay içilmemiÅŸti. Aç mısın, dedi. Yemem cevabını sevmedi. Yersin yersin, diye ısrar etmeye, ne olduÄŸunu sormaya baÅŸladı. Dazlak direniyordu. Sonunda, hissettiÄŸi baskı gözlerini doldurunca Fatih abi durdu. Merakın sırası olmadığını fark edip hemen tavır deÄŸiÅŸtirdi. Ne yapabilirim, dedi. Seni gördüÄŸüme sevindim, dedi. Sırt sıvazladı. Dazlak: ÅŸu ÅŸirkete gitmem lazım, dedi. Berber tamam, dedi. Önce aramayı teklif etti. Mantıklıydı. Aradılar. Sabit hattan birine ulaÅŸmanın ne zor olduÄŸunu hatırladılar. DoÄŸru isimleri duydukça rahatlayan sekreter, Osman’ın numarasını vermeye razı oldu. Fatih abi, istiyorsan ben konuÅŸayım, dedi. Dazlak, numarayı aldıktan sonra harekete geçmemiÅŸti çünkü. Ben ararım, dedi. Fatih abi ısrar etmedi. Telefon sende dursun, dedi. Randevulu müÅŸteri gelmiÅŸti. TraÅŸa gitti. TraÅŸ bittiÄŸinde tekrar geldi. Telefonu aldı. Dışarı çıktı. Kısa bir konuÅŸma yaptı. 30 dakika sonra Osman geldi. Önce bir köÅŸede sarılıp aÄŸlaÅŸtılar. AÄŸladıkça hisleri canlanmaya baÅŸladı.
​
Osman
​
-
Aç mısın?
-
Evet.
-
Tamam. Arabaya gidelim. YemeÄŸi eve söyleriz. Ben çocuklara yazdım. Onlar da geliyor.
-
Biraz korkuyorum.
-
Neden?
-
Bilmiyorum. Sadece hissiyatı var.
-
Anlatabilecek misin?
-
Åžu an deÄŸil.
-
Çok aradık seni. Her yeri ayaÄŸa kaldırdık. Bulamadık. Öldün sandık. Bir yandan da bekledik. Abi sen neredeydin Allah aÅŸkına. Bu halin ne?
-
Åžu hesaba 360 TL atabilir misin?
-
Ne!
Ev ve Çocuklar
​
Çok geçmeden 6 kiÅŸi olmuÅŸlardı. Herkesle sıra sıra aÄŸlaşıldı. Önce meraklı gözlerle sustular. Sonra sordular. Kötü bir ÅŸeyin bitmiÅŸ olmasının verdiÄŸi sakinlik vardı. Bir yandan da herkes tedirgindi. Garip ÅŸekilde az konuÅŸuldu. Yemek yediler. Dazlak uyumak istiyordu. Yıllardır uyumamıştı. Yattıkları kesinlikle uyku deÄŸildi. Fakat içeri gitmeye korkuyordu. Çocuklar bir ara durumu fark edip biz gidelim, sen uyu, dediler. İçeride yatak hazırdı. Biraz direndikten sonra itiraf etti. Bu gece aynı odada kalsak olur mu? Durum anlaşıldı. Herkes kabul etti. Evli olanlar gece vakti gittiler. Bekarlar kaldı. Aynı odada uyudular. Tuvaletin ışığı açık bırakıldı. Herkesin yeni dönemle ilgili fikirleri vardı. Ama önce memlekete gidilecekti. Bir de o akÅŸam kâğıda yazılı bir IBAN’a 360 TL gönderdiler.
SessizliÄŸi bozan Faruk olmuÅŸtu. En son dayanamayıp; anlatsana oÄŸlum. Yeter dinlendiÄŸin. Öldün mü, kaldın mı haber yok. PeriÅŸan oldu millet, dedi. Öfkeli ve hüzünlü bir ses tonu vardı. Odadaki en sabırsız kiÅŸi olduÄŸundan, Dazlak ısrarın ondan geleceÄŸini tahmin etmiÅŸti. Bu tahmin bir ÅŸeyler düzeliyor gibi hissettirdi. Cesaretini toplayıp sordu. Bizimkiler iyi mi? Hep bir ağızdan iyi dediler. Pek neÅŸeli söylememiÅŸlerdi. Olanların yarattığı yıkımın, beklendiÄŸi ÅŸekilde gerçekleÅŸtiÄŸi belliydi. Ama saÄŸlıklı olmaları yeterdi. O an, konuÅŸmanın neden bu kadar zor geldiÄŸini anladı. Kötü bir cevap da en az başına gelenler kadar canını yakacaktı. Eskiye dönme ihtimallerini yitirecekti. GeleceÄŸe bakmak istemiyordu. GeçmiÅŸe dönmek istiyordu. BeÅŸiktaÅŸ’taki dönerci kapanmıştı tamam ama Fatih abi devam ediyordu. Saçları uzayınca gidecekti. Rahatladı. Hislerinden sonra duyuları da yerine gelmeye baÅŸlamıştı. Biten yemeÄŸin tadını aÄŸzında buldu, duyularını bu sayede fark etti. Uyku bastırıyordu. Dili yavaÅŸtan çözüldü. BaÅŸta denedi olmadı ama; Bak her neyse, geçti, gitti. Bundan sonrası kolay, artık anlatabilirsin diye üstelediler. Haklarıydı, İşe yaradı.
​Dazlak
"Okul etkinliÄŸi vardı. Yemek yedik, bir ÅŸeyler içtik. AkÅŸama doÄŸru kiralık motorlarla yurda dönüyorduk. Orada yaygındır. Zaten mesafe yakın olduÄŸu için herkes öyle yapar. Tam okulun köÅŸesindeki dört yolu geçiyordum. SaÄŸdaki yoldan bir arabanın çok hızlı geldiÄŸini gördüm. Bir an önce geçmek için hızlandım. Bana yeÅŸil yanıyordu. O sırada bir kadın yola atladı. Kurtaramadım, çarptım. Kadın düÅŸerken başını vurdu. Ambulans geldi. Kadını götürdüler. Beni de polis götürdü. düne kadar dışarıdaki son günüm buydu. Gerisini dün elçilikte öÄŸrendim.
ElçiliÄŸe gittiÄŸimde beni hemen tanıdılar. Çok uÄŸraÅŸtık seni bulmak için, dediler. BulunduÄŸumu oranın makamlarına bildireceklerini söylediler. Bilgilerimi yolladılar. Mesele o sırada anlaşıldı. Kazadan sonra, karakolda oturma izni numaram yanlış girilmiÅŸ. O yüzden bilgilerimle sorgulama yapıldığında kayıtlarda çıkmamışım. Pasaportsuz kiÅŸi diye yeni kayıt açmışlar. Normalde böyle durumlarda, iÅŸe karışan yabancının büyük elçiliÄŸine haber verilir. VermemiÅŸler. Karakoldayken takım elbiseli bir adam gelip, biraz pataklamıştı beni. Önemli bir bürokratmış. O gün öksüz kalmış. Bunu da dün elçilikte öÄŸrendik. Kimseyle görüÅŸtürmediler. Bir kez hâkim karşısına çıktım. Çat pat İngilizce biliyordu. Alkollü olduÄŸum için 4 yıl verdi. Dün sabah bıraktılar.
Elçilikte yemek getirdiler, yiyemedim. EÅŸyalarımı okula sordular. Depodaymış. Bir gece kal, yarın akÅŸam gönderelim seni, dediler. Korktum. İlk uçak ne zaman, dedim. 4 saat sonraymış. Lütfen gönderin beni, dedim. SaÄŸ olsunlar, yetiÅŸtirdiler. O acelede verdikleri parayı almayı unuttum. Olay hepi topu bu aslında. 4 yıldır incecik bir minder üzerinde 50 erkekle koyun koyuna uyuyorum. Sayım ve spor olmayan vakitlerde yerde oturuyor olmak zorundasın. Yaklaşık 12 saat. Yemek, yemek deÄŸil; su, su. Defalarca hastalandım. Revirde iyileÅŸtirdiler. Bir süre intihar etmeyi düÅŸündüm. Götürür bir çöplüÄŸe gömerler, hiç dönemem diye yapmadım. Zaten buna fırsat da yoktu. Bu gece bu kadar anlatacağım. Kafamdaki yaraları bir süre sormayın. Burnumdaki eÄŸikliÄŸi bir süre sormayın. Zamanı gelince anlatırım. Çok yorgunum. Zihnim, hislerim darmadağın. Memlekete gidelim yarın. Sonra dinlenirim."

_edited_edited.jpg)





